
Muris muvazaası, mirasçıdan mal kaçırmak için gizlenen bağışın tapu iptali, ispat, miras payı ve tenkis yönlerinden incelenmesini gerektirir.
Muris Muvazaası Nedir ve Hangi Şartlarda Oluşur?
Muris muvazaası, mirasbırakanın gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazı, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla satış gibi göstermesidir. Görünürdeki işlem ile tarafların ortak amacı birbirinden farklıdır. Taşınmazın gerçekten devredilmesi istenir; gizlenen husus, devrin karşılıksız yapılmasıdır. Bu nedenle aile içindeki her taşınmaz satışı veya mirasçılar arasında sonradan çıkan her anlaşmazlık aynı hukuki nitelikte değildir. İnceleme, mirasbırakanın sağlığındaki belirli bir işlemin hangi amaçla yapıldığına yönelir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi, sözleşmenin türü ve içeriği belirlenirken kullanılan sözcüklerden önce tarafların gerçek ve ortak iradesinin esas alınmasını öngörür. Muris muvazaasına ilişkin temel içtihat, 1 Nisan 1974 tarihli, 1974/1 esas ve 1974/2 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıdır. Bu kararın tapulu taşınmazlara ilişkin çerçevesinde görünürdeki satış muvazaa nedeniyle, gizli bağış ise gerekli resmî şekil bulunmadığından geçersizlik değerlendirmesine konu olur. İşlemin tapuda yapılmış olması, gizlenen ortak iradenin araştırılmasını engellemez.
Davada görünürdeki sözleşme, gizli bağış, muvazaa anlaşması ve mirasçının miras hakkını engelleme amacı birlikte incelenir. Yalnız mirasbırakanın bir çocuğunu daha çok sevmesi veya taşınmazı yakın bir kişiye devretmesi bu unsurların tamamını ispatlamaz. Satış bedelinin ödenip ödenmediği, devrin ekonomik gerekçesi ve tarafların davranışları önemlidir. Davacının iddiası, belirli taşınmaz ve işlem tarihiyle ilişkilendirilmelidir.
Muris muvazaası, tapu iptali ve tescil davasının özel hukuki sebeplerinden biridir. Ehliyetsizlik, vekâlet görevinin kötüye kullanılması veya irade bozukluğu başka değerlendirmeler gerektirir. Aynı tapu kaydı hakkında birden fazla sebep tartışılabilse de bunların koşulları ve ispat yolları birbirinin yerine geçirilemez. Özellikle mirasbırakanın işlem yapma ehliyetinin bulunmadığı iddiası, bağışı satış gibi göstermeye yönelik bilinçli anlaşma iddiasından farklıdır.
Gerçek Satış, Bağış ve Bakım Sözleşmesi Nasıl Ayrılır?
Taşınmazın gerçek bir satış ilişkisi içinde devredilmesi, mirasçıların beklediği malvarlığını azaltmış olsa bile kendiliğinden muris muvazaası oluşturmaz. Mirasbırakan sağlığında malvarlığı üzerinde hukukun izin verdiği ölçüde tasarruf edebilir. Satışın gerçekliği araştırılırken ödeme, alıcının ekonomik gücü, tarafların anlaşması ve taşınmazın kullanım biçimi değerlendirilir. Tapuda yazılı tutarın piyasa değerinden düşük olması önemli bir gösterge olabilir; fakat her düşük bedelli işlemin gerçekte bağış olduğu peşinen kabul edilemez.
Açıkça ve geçerli biçimde yapılan bağışta, bağış iradesinin satış görüntüsü altında gizlenmesi söz konusu değildir. Bu durumda saklı payın ihlal edilip edilmediği ve tenkis koşulları ayrıca incelenebilir. Bir mirasçının yapılan kazandırmayı adaletsiz bulması, açık bağışı otomatik olarak muvazaalı satışa dönüştürmez. Taşınmaz mirasbırakanın mülkiyetinden hiç geçmeden başka bir satıcıdan doğrudan bir yakının adına alınmışsa da önce gerçek işlem zinciri belirlenmelidir. Böyle bir kazandırma, mirasbırakanın kendi tapulu taşınmazını görünürde satışla devretmesiyle aynı kalıba doğrudan yerleştirilmez.
Türk Borçlar Kanunu’nun 611. maddesinde düzenlenen ölünceye kadar bakma sözleşmesi karşılıklı borç doğurur. Bakım borçlusu bakım ve gözetimi, diğer taraf ise malvarlığı değerinin devrini üstlenir. Gerçek bir bakım karşılığı bulunan devir ile bakım görüntüsü altında yapılan gizli bağış ayrılmalıdır. Bakım ilişkisinin süresi, kapsamı, fiilen sunulan hizmet ve devrin amacı bu incelemede anlam taşır. Sözleşmenin yalnız adı veya taşınmazın yüksek değeri, tek başına muvazaa sonucunu belirlemez.
Hukuk Genel Kurulunun 11 Mart 2021 tarihli, 2018/435 esas ve 2021/253 karar sayılı kararında, olağan aile bakımını aşan özel bakım ve hizmetin karşılık olarak değerlendirilebileceği açıklanmıştır. Ancak somut dosyada bu savunmanın delillerle desteklenmesi aranır. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinden doğan haklar incelenirken kuruluş anındaki amaç ile sonradan ortaya çıkan ifa eksikliği birbirine karıştırılmamalıdır. Bakım borcunun gereği gibi yerine getirilmemesi, her durumda başlangıçtan beri mirasçıdan mal kaçırma anlaşması bulunduğunu göstermez; sözleşmeye aykırılığın sonuçları ayrıca ele alınır.
Kimler Dava Açabilir ve Miras Payı Nasıl Belirlenir?
Muris muvazaasına dayanabilecek kişinin öncelikle mirasçılık sıfatı ve işlem yüzünden zarar gören miras hakkı belirlenir. Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesi uyarınca miras, mirasbırakanın ölümüyle bir bütün olarak mirasçılara geçer. Mirasbırakan hayattayken yalnız ileride mirasçı olma beklentisi, bu davanın ölümden sonra doğan korumasıyla aynı değildir. Sağlığında yapılan işlem başka bir hak veya geçersizlik sebebi nedeniyle tartışılacaksa bunun dayanağı ayrıca ortaya konulmalıdır.
1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının kabul ettiği koruma yalnız saklı paylı mirasçılara özgü değildir. Saklı payı bulunsun veya bulunmasın, miras hakkı çiğnenen mirasçı bu sebebe dayanabilir. Yasal ve atanmış mirasçılık, mirastan feragat, ret veya mirasçılığa ilişkin uyuşmazlıklar somut kayıtlardan kontrol edilir. Belirli bir malın kendisine bırakıldığı vasiyet alacaklısı ile atanmış mirasçı aynı hukuki konumda değildir.
Mirasçılık belgesi, mirasçıları ve paylarını gösteren temel hazırlık belgelerindendir. Buna karşılık belgenin alınması, dava konusu satışın muvazaalı olduğunu ispatlamaz. Önce ölüm tarihi ve mirasçılar, ardından dava konusu işlem ve zarar gören pay belirlenmelidir. Miras payı hesaplama aracı pay ilişkisini anlamaya yardımcı olabilir; mirasçılık belgesinin veya mahkemenin yapacağı hukuki değerlendirmenin yerine geçmez. Ret, feragat, önceki ölümler veya atanmış mirasçılık gibi özellikler hesaba katılmadan standart bir oran kullanılması yanlış talebe yol açabilir.
Bir mirasçının kendi payı oranında tapu iptali ve adına tescil istemesi ile taşınmazın bütünüyle terekeye döndürülmesini istemesi farklıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 640. maddesi miras ortaklığını ve birlikte tasarruf esasını düzenler. Kendi miras hakkına dayanılan pay talebi bakımından bütün mirasçıların aynı davayı açması her durumda zorunlu değildir. Terekeye iade talebinde ise diğer mirasçıların katılımı, muvafakati veya terekenin temsil edilmesi ayrıca değerlendirilir. Dilekçede bu iki talebin gelişigüzel kullanılması, davanın kimler tarafından ve hangi kapsamda yürütüleceği konusunda sorun çıkarabilir.
Mirastan Mal Kaçırma Hangi Delillerle İspat Edilir?
Muvazaa iddiasını ileri süren taraf, iddiasını destekleyen olayları ve delilleri ortaya koymalıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi ispat yükünün genel esasını düzenler. Mirastan mal kaçırıldığını söylemek veya diğer mirasçının daha fazla mal edindiğini göstermek, belirli bir devrin muvazaalı olduğunu tek başına kanıtlamaz. Dava konusu satışın tarihi, görünürdeki bedeli, ödeme biçimi ve tarafların gerçek amacı somutlaştırılmalıdır. Miras hakkına dayanarak sözleşmeye dışarıdan itiraz eden mirasçının konumu, işlemi yapan tarafın kendi sözleşmesine itirazından farklıdır.
Anılan Kanun’un 203. maddesinin birinci fıkrasının d bendi, üçüncü kişilerin muvazaa iddialarında tanık deliline başvurulabilmesini düzenler. Tanığın işlem hakkında neyi doğrudan gördüğü veya duyduğu önemlidir. Satış görüşmesine katılmak, ödemenin yapılışını bilmek veya mirasbırakanın belirli açıklamasını duymak ile aile içindeki söylentiyi tekrarlamak aynı nitelikte değildir. Tanık anlatımı, zamanı ve içeriği belirli olaylara bağlanmalıdır. Çok sayıda tanık gösterilmesi, anlatımların kendi içinde ve diğer belgelerle tutarlı olması gereğini ortadan kaldırmaz.
Tapu kaydı ve resmî işlem belgeleri, banka hareketleri, ödeme açıklamaları, tarafların ekonomik durumuna ilişkin kayıtlar ve bakımın kapsamını gösteren belgeler birlikte incelenebilir. İspat hazırlığında her belgenin hangi iddiayı desteklediği belirtilmelidir. Satış günü çevresindeki ödeme hareketi ile yıllar sonra yapılmış başka bir transfer aynı şey değildir. Taşınmazın devir tarihindeki gerçek değeri de bugünkü piyasa değeriyle karıştırılmamalıdır. Bilirkişi teknik değer tespiti yapabilir; muvazaanın hukuki koşullarının oluşup oluşmadığına mahkeme karar verir.
Hukuk Genel Kurulunun 2018/435 esas, 2021/253 karar sayılı kararında alım gücü, satış ihtiyacı, bedel farkı, ilişkiler ve olayların olağan akışı birlikte ele alınmıştır. Bu yaklaşım, tek bir belirtiye dayanarak kesin sonuç çıkarılmasını önler. Öte yandan inançlı işlem iddiasının ispatı farklı bir hukuki ilişkiye dayanır; o davaya ait belge kuralları muris muvazaasına aynen taşınamaz. Belgelerin asılları ve tarih bilgileri korunmalıdır.
Görevli Mahkeme, Dava Belgeleri ve İhtiyati Tedbir
Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasında, özel bir görev kuralı bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Davacının başka şehirde yaşaması, tek başına oradaki mahkemeyi yetkili yapmaz. Birden fazla taşınmaz aynı davaya konu olduğunda, ilgili hüküm çerçevesinde taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde diğerleri hakkında da dava açılabilir. Tapu bilgileri ile yargı çevresi birlikte kontrol edilmelidir.

Hazırlık dosyasında mirasçılık belgesi, ölüm kaydı, güncel ve geçmiş tapu kayıtları, işlem belgeleri, ödeme kayıtları ve delil açıklamaları bir araya getirilir. Davalının kim olacağı belirlenirken yalnız ilk devralanın adına bakılmaz; güncel kayıt ve sonraki devirler de incelenir. Taşınmazın tamamının mı yoksa belirli miras payının mı istendiği açık yazılmalıdır. Dava değeri ve gider hesabı da talebin kapsamına göre ele alınır.
Taşınmazın yeniden devredilmesi nedeniyle hakkın elde edilmesinin zorlaşacağı ileri sürülüyorsa ihtiyati tedbir değerlendirilebilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389 ve 390. maddeleri kapsamında tehlikenin ve talebin dayanağının somutlaştırılması gerekir. Dava açmak, tapuya kendiliğinden devir yasağı koymaz. Mahkeme tedbirin koşullarını, kapsamını ve gerekli teminatı inceler; teminattan ayrılmanın da kanuni koşulları vardır. Tedbir, uyuşmazlığın esasını kesin biçimde çözen veya davacının tapuyu kazandığını gösteren bir karar değildir.
Tedbir kararı verilirse uygulama takvimi ayrıca izlenmelidir. Kanun’un 393. maddesine göre uygulama, kararın tedbir isteyene tefhim veya tebliğinden itibaren bir hafta içinde talep edilir. Dava öncesi tedbirde 397. madde uyarınca uygulama talebinden itibaren iki hafta içinde esas dava açılmalı ve buna ilişkin evrak gerekli şekilde ibraz edilmelidir. Bu süreler, muris muvazaası davasının genel süre değerlendirmesinden ayrıdır. Ayrıca ön inceleme duruşmasına hazırlık sırasında uyuşmazlık noktalarının ve delillerin açıklaştırılması, mahkemenin verdiği sürelerin dikkatle takip edilmesini gerektirir.
Muris Muvazaasında Süreler ve Tenkis Davasından Farkı
Muris muvazaasına dayanan ayni hak talebi bakımından genel kural, davanın belirli bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olmamasıdır. Geçersiz işlem, yalnız uzun zaman geçtiği için kendiliğinden geçerli satışa dönüşmez. Ancak bu açıklama, taşınmazla bağlantılı bütün hakların her koşulda süresiz olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Sicil geçmişi, kazanım biçimi, özel kanun hükümleri ve ayrıca ileri sürülen talepler incelenmelidir. Dava hazırlığını geciktirmek de tanıkların bulunmasını veya eski ödeme kayıtlarına ulaşılmasını fiilen güçleştirebilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 712. maddesindeki iyiniyete bağlı olağan kazandırıcı zamanaşımı, yalnız takvimde on yılın dolmasıyla açıklanamaz. Hüküm, geçerli hukuki sebep olmaksızın malik yazılan kişinin zilyetliğini davasız, aralıksız ve iyiniyetle sürdürmesi gibi koşullar içerir. Muvazaalı işleme bilerek katılan kişinin durumu bu koşullardan bağımsız değerlendirilemez. Benzer biçimde kadastrodan önceki bir hukuki sebebe dayanılıyorsa, kadastro kaydının oluşumu ve özel süre rejimi ayrıca araştırılmalıdır.
Tenkis davası ve saklı payın korunması ise geçerli bir tasarrufun tasarruf edilebilir sınırı aşan kısmıyla ilgilidir. Türk Medeni Kanunu’nun 571. maddesi uyarınca dava hakkı, saklı payın zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinden itibaren on yıl geçmekle düşer. Bunlar hak düşürücü sürelerdir. Bir tasarrufun iptali önceki tasarrufu yürürlüğe getiriyorsa özel başlangıç kuralı bulunur; tenkis iddiasının def’i yoluyla ileri sürülmesi de aynı hükümde ayrıca korunur.
Muris muvazaası ile tenkisin farklı olması, taleplerin aynı dosyada hiçbir zaman tartışılamayacağı anlamına gelmez. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 111. maddesi, koşulları oluştuğunda talepler arasında aslilik ve ferîlik ilişkisi kurulmasına imkân verir. Bununla birlikte yalnız dilekçeye “olmazsa tenkis” yazılması, saklı pay, süre ve talep koşullarını kendiliğinden tamamlamaz. Görünürdeki işlemin geçersizliği ile geçerli kazandırmanın azaltılması ayrı ayrı gerekçelendirilmelidir. Aynı nedenle tedbir, kanun yolu veya başka bir alacak talebinin süresi, muris muvazaasında genel süre bulunmadığı açıklamasıyla göz ardı edilemez.
Üçüncü Kişiye Devir ve Tapu İptalinin Sonuçları
Taşınmaz ilk devralan tarafından başka bir kişiye satılmışsa, yalnız ilk satışın muvazaalı olup olmadığına bakmak yeterli değildir. Güncel malikin kazanım koşulları ve önceki işlemi bilip bilmediği de önem taşır. Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi, tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişiyi korur. Buradaki üçüncü kişi koruması, ilk muvazaalı sözleşmeye bilerek katılan kişinin kendi davranışını sicile dayanarak geçerli hâle getirmesi anlamına gelmez.
Aynı Kanun’un 1024. maddesi uyarınca yolsuz tescili bilen veya bilmesi gereken kişi bu tescile dayanamaz. Sonraki alıcının önceki taraflarla ilişkisi, devirlerin zamanlaması ve olayın koşulları bu nedenle incelenir. Akrabalık tek başına her dosyada kötüniyetin kesin ispatı değildir; tarafların tüm davranışları değerlendirilir. Tapu devir zincirinin belgelenmesi, ilk devralan ile sonraki malik hakkında ileri sürülebilecek iddiaların ayrılmasını sağlar. Eski bir tapu fotokopisine dayanılarak güncel malik kontrol edilmeden dava hazırlanması eksik değerlendirmeye yol açabilir.
İyiniyetli kazanım korunduğu için tapu iptalinin mümkün olmaması, mahkemenin kendiliğinden herhangi bir kişiye tazminat yükleyeceği anlamına gelmez. Türk Medeni Kanunu’nun 1025. maddesinde tazminat istemleri saklı tutulmuştur; fakat bedel talebinin yöneltileceği kişi, hukuki sebep, kapsam ve ispatı ayrıca belirlenir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesi gereğince hâkim kural olarak talep sonucuyla bağlıdır. Tapu iptali, pay tescili ve bedel istemi arasındaki ilişkinin dilekçede açık kurulması bu bakımdan önemlidir.
Dava kabul edilirse hükmün hangi taşınmaz ve pay hakkında kurulduğu kontrol edilir. Kendi miras payı istenen davada bütün tapunun kayıtsız biçimde davacıya geçeceği varsayılamaz. Taşınmazın aynına ilişkin kararlar, Kanun’un 350. maddesindeki kesinleşme koşulu gözetilerek yerine getirilir. Payın tescili ile taşınmazın fiilen bölüşülmesi veya satılması da ayrı aşamalardır. Birden fazla kişinin malik kalması hâlinde ortaklığın giderilmesi gibi farklı yolların koşulları gündeme gelebilir.
Arabuluculuk, Anlaşma ve Mirasın Paylaşılması
Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası, sırf konusu taşınmaz olduğu için zorunlu arabuluculuğa tabi sayılmaz. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/B maddesinde sayılan dava şartı uyuşmazlıkları ile taşınmaz devrine ilişkin anlaşmanın arabuluculuğa elverişliliği birbirinden ayrılmalıdır. Taşınır veya taşınmazların paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesi, bu maddede ayrıca düzenlenmiştir. Dilekçenin gerçek talebi tapu kaydının düzeltilmesi mi, paylaşım mı olduğuna bakılmadan yalnız “miras davası” adı üzerinden aynı başvuru yolu seçilemez.
Taraflar üzerinde serbestçe tasarruf edebildikleri uyuşmazlığın çözümü için ihtiyari arabuluculuğu değerlendirebilir. Kanun’un 17/B maddesi taşınmaz devri ve sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin uyuşmazlıkların arabuluculuğa elverişli olduğunu düzenler. Ancak anlaşma yapılması, tapu işlemlerine ilişkin kanuni sınırlamaları ortadan kaldırmaz. Taşınmazı devredecek kişinin yetkisi, anlaşmanın kapsamı ve üçüncü kişilerin hakları kontrol edilmelidir. Sürece katılmayan mirasçının hakkı üzerinde, yalnız diğer kişilerin anlaşmasıyla tasarruf edilebileceği varsayılamaz. Temsil yetkisi de anlaşmanın içeriğine uygun olmalıdır.
Bu kapsamdaki anlaşma belgesine taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinden icra edilebilirlik şerhi alınması zorunludur. Mahkeme, anlaşmanın arabuluculuğa ve cebri icraya elverişliliğini, taşınmaz devrine ilişkin usul ve sınırlamalara uyumu denetler. Güncel düzenleme kapsamında şerh sonrasında taraflardan biri tapu müdürlüğünden tescil isteyebilir; müdürlük gerekli inceleme ve değerlendirmeyi yapar. Başvurunun belgeleri ve devredilecek payın açık biçimde belirlenmesi uygulama açısından önemlidir.
Mirasçılar arasında paylaşım konusunda uzlaşma sağlanıyorsa miras taksim sözleşmesinin kapsamı, şekli ve hangi malvarlığını içerdiği ayrıca incelenir. Muvazaa iddiasını sona erdiren anlaşma ile tüm terekeyi paylaşan sözleşme aynı kapsamda olmayabilir. Mahkemenin ön incelemede sulh veya arabuluculuğu teşvik etmesi de bütün davalar için zorunlu arabuluculuk bulunduğu anlamına gelmez. Son aşamada tapu kaydı, paylar, ödemeler ve varsa devam eden talepler birlikte kontrol edilmelidir. Böylece bir taşınmaz hakkında sağlanan çözümün, açıklanmamış başka miras haklarından vazgeçme gibi yorumlanması riski azaltılır.
Av. Muhammet Ali BEYHAN
Bu konuda sorunuz mu var?
Bu yazının konusuyla ilgili genel nitelikteki sorunuzu aşağıdaki formdan iletebilirsiniz. Sorular yayımlanmadan önce incelenir; yalnız yanıtlanan sorular bu bölümde görünür.
