Ceza Hukuku

Güveni Kötüye Kullanma Suçu: Şartlar ve Ceza 2026

Güveni kötüye kullanma suçu için emanet eşya ve koruma kutusu temalı kapak.

Güveni kötüye kullanma suçu, belirli amaçla teslim edilen malda amaç dışı tasarruf veya teslimin inkârıyla oluşabilir.

Güveni kötüye kullanma suçu hangi davranışlarla oluşur?

Güveni kötüye kullanmada temel mesele, kişiler arasındaki güvenin bozulmasından daha somuttur. Başkasına ait mal, korunması veya belirli biçimde kullanılması için teslim edilmiş olmalıdır. Teslim alanın bu amaca aykırı davranması ya da teslimi inkâr etmesi araştırılır. Türk Ceza Kanunu m.155, bu davranışın kişinin kendisinin veya başkasının yararına gerçekleştirilmesini esas alır. Arkadaşlığın sona ermesi, verilen sözün tutulmaması veya tarafların artık birbirine güvenmemesi, bu unsurlar açıklanmadan suçun varlığını göstermez. Ceza sorumluluğu, kişisel ilişkinin niteliği kadar malın hangi amaçla verildiğine bağlıdır.

Buradaki zilyetlik, eşya üzerindeki fiilî hâkimiyeti anlatır. Örneğin belirli süre kullanılıp geri verilmesi için bırakılan bir cihazla, kesin olarak satılmış cihaz aynı durumda değildir. İlkinde eşyanın mülkiyeti teslim edende kalırken kullanım amacı sınırlandırılmış olabilir. İkincisinde ise bedelin ödenmemesi, satış ilişkisinden kaynaklanan başka bir uyuşmazlıktır. Bu nedenle faturanın kime düzenlendiği, teslim tutanağı, sözleşmenin içeriği ve tarafların yazışmaları birlikte değerlendirilir. Sözleşmeye “emanet” yazılması önemli bir veri olsa da işlemin gerçek içeriği ayrıca incelenir.

Amaç dışı tasarruf, emanet bırakılan malın yetkisiz biçimde satılması, başkasına verilmesi veya şahsi ihtiyaç için tüketilmesi gibi davranışlarla gündeme gelebilir. Teslimin inkârında ise kişi, kendisine malın hiç verilmediğini ileri sürer. Bu iddianın gerçek dışı olduğu ortaya konmalıdır. Malın kaybolması, bozulması veya zamanında dönmemesi durumunda olayın nedenleri araştırılmadan aynı sonuca varılamaz. Kullanım izninin sonradan genişletildiği veya iade tarihinin uzatıldığı yönündeki kayıtlar, isnadın değerlendirilmesini değiştirebilir.

Suçun oluşmasında kast da aranır. Kişinin teslim amacını bilerek buna aykırı tasarrufta bulunması ile beklenmeyen bir engel yüzünden gecikmesi farklıdır. Şüpheli açısından yetkiyi ve iade girişimlerini; mağdur açısından teslimi ve amaca aykırı davranışı gösteren kayıtların korunması gerekir. Ceza soruşturmasında hukuki yardım, olayın yalnız “güvenimi kötüye kullandı” şeklinde anlatılmasını önleyerek hangi mal, hangi yetki ve hangi davranışın tartışıldığını belirlemeye yardımcı olur. Ceza incelemesinin başlangıç noktası bu somutlaştırmadır.

Emanet mal, borç ilişkisi ve dolandırıcılık ayrımı

Bir kişiye para gönderilmiş olması, tek başına güveni kötüye kullanma sonucunu doğurmaz. Para belirli bir üçüncü kişiye ulaştırılmak, hesapta korunmak veya açıklanan işlemde kullanılmak üzere verilmiş olabilir. Buna karşılık kişinin kendi ihtiyaçları için kullanacağı ve aynı miktarı daha sonra geri ödeyeceği bir borç ilişkisi de kurulmuş olabilir. Türk Borçlar Kanunu m.386, tüketim ödüncünde aynı nitelik ve miktardaki şeyin geri verilmesini esas alır. Böyle bir borcun vadesinde ödenmemesi, ilave suç unsurları bulunmadan emanet malın sahiplenilmesiyle eşitlenemez.

Banka dekontundaki açıklama bu ayrımda yararlıdır; ancak uyuşmazlığı her zaman tek başına çözmez. “Borç”, “emanet” veya “ödeme” sözcüklerinin hangi anlaşmaya dayandığı, para gönderilmeden önceki görüşmeler ve sonraki hesaplaşmayla birlikte incelenir. Taraflardan birinin sonradan farklı bir açıklama yapması, ilk anlaşmanın otomatik olarak değiştiğini göstermez. Bedelin hangi ihtiyaç için teslim edildiği ve alıcının bu bedel üzerinde hangi yetkiye sahip olduğu belirlenmelidir. Aynı tutara ilişkin birden fazla transfer varsa bunların birbirinden ayrılması gerekir.

Dolandırıcılıkta belirleyici mesele, mal veya paranın edinilmesini sağlayan hiledir. Gerçeğe aykırı belgeler ya da aldatıcı davranışlarla teslim sağlandığı ileri sürülüyorsa, yalnız sonradan iade edilmemeye bakılmaz; başlangıçtaki davranışlar da araştırılır. Dolandırıcılık suçu ile güveni kötüye kullanma arasındaki ayrım bu nedenle fiilin zaman çizelgesini gerektirir. Her yerine getirilmeyen vaat hile sayılmadığı gibi, tarafların sözleşme imzalaması da başlangıçtaki aldatma iddiasını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İşlemin adından önce gerçek kuruluş biçimi önem taşır.

Hırsızlıkta ise malın rıza dışında alınması öne çıkar. Malın kişinin eline nasıl geçtiği açıklığa kavuşturulmadan suç adı kesinleştirilemez. Bir işyerinde çalışmak, oradaki bütün eşyanın çalışana teslim edildiği anlamına gelmez; sadece erişebilmek ile belirli sorumlulukla teslim almak farklıdır. Bu ayrım hırsızlık suçunun unsurları bakımından da önemlidir. Dilekçenin yalnız suç isimlerini sıralaması yerine teslim anını, yetkinin sınırını ve tartışmalı işlemi anlatması, soruşturmanın doğru olgu üzerinde yürütülmesini sağlar.

Hizmet ilişkisi ve motorlu taşıtlarda ceza kapsamı

Güveni kötüye kullanmanın temel hâlinde altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası öngörülür. Meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisi yahut başkasının mallarını idare etme yetkisi gereği teslim edilen eşya üzerinde işlenen nitelikli hâlde ise ceza bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezasıdır. Türk Ceza Kanunu m.155 kapsamındaki bu ayrımda hapis ve para cezası birlikte öngörülmüştür. Bununla birlikte hükmedilecek somut ceza, artırım ve indirim nedenlerinin ayrıca değerlendirilmesini gerektirir.

Çalışanın tahsil ettiği parayı işletmeye teslim etmediği iddiasında, önce tahsil yetkisi ve hesap verme düzeni belirlenmelidir. İş sözleşmesi, görev yazısı, müşteri makbuzları, kasa kayıtları ve banka hareketleri bu incelemede önemlidir. Kişinin yalnız işyerinde bulunması veya yönetici unvanını taşıması yeterli değildir. Suça konu değerin kendisine hangi görev kapsamında bırakıldığı gösterilmelidir. Birden fazla çalışanın aynı kasayı kullanması hâlinde toplam açığın belirli kişiye yüklenmesi için onun işlemi ve sorumluluğuyla bağ kurulması gerekir.

Başkasının mallarını idare yetkisi de kendine özgü değerlendirme ister. Yetki sözleşmeden, kanundan veya yetkili makamın kararından kaynaklanabilir. Vekâletnamenin kapsamı, belirli bir işlem yapma yetkisini gösterebilir; fakat belgenin varlığı her kullanımın hukuka uygun olduğunu kanıtlamaz. Tahsil, satış, hesap verme ve bedelin teslimine ilişkin sınırlar incelenir. Şirket ortakları arasındaki kâr payı veya cari hesap tartışması da doğrudan ceza sorumluluğu sayılmaz; malın teslimi ve yetkisiz tasarruf somut olarak ortaya konmalıdır.

Motorlu kara, deniz veya hava taşıtının suçun konusu olması hâlinde ilk iki fıkraya göre verilecek ceza bir kat artırılır. Bu hüküm 25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Düzenleme, herhangi bir suçta araç kullanılmasından değil, güveni kötüye kullanmaya konu malın belirtilen taşıtlardan olmasından söz eder. Kiralık otomobilin geç dönmesi tek başına yeterli değildir; suçun diğer unsurları da bulunmalıdır. Sözleşme tarihi ile suçun tamamlandığı tarih ayrı incelenir. Daha ağır yeni düzenleme, yürürlüğünden önce tamamlanmış fiile geriye yürütülemez; eski ve yeni kanun karşılaştırmasında lehe hüküm gözetilir.

Şikâyet süresi ve dava zamanaşımı nasıl hesaplanır?

Suçun temel hâli şikâyete bağlıdır. Türk Ceza Kanunu m.73 uyarınca altı aylık süre, şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar; dava zamanaşımı süresi de aşılamaz. Malın teslim edildiği tarih, her olayda bu başlangıçla aynı değildir. Örneğin belirli amaçla bırakılan eşyanın sonradan satıldığı daha geç öğrenilmiş olabilir. Öğrenme tarihinin hangi mesaj, açıklama veya kayıtla ortaya çıktığı belirtilmelidir. Sadece “yeni öğrendim” demek, tarihe ilişkin uyuşmazlığı çözmeyebilir.

İade istemek amacıyla gönderilen noter ihtarnamesi, talebin içeriğini ve tebliğini belgeleyebilir. Ancak ihtar çekilmesi, daha önce başlamış ceza şikâyeti süresini kendiliğinden yeniden başlatmaz. Tarafların ödeme görüşmelerini sürdürmesi de sürenin mutlaka korunduğu anlamına gelmez. Süre dolmadan başvurunun yapılması ile özel hukuk yönünden borçlunun temerrüde düşürülmesi farklı işlemlerdir. Bu nedenle ihtar tarihi, fiilin öğrenildiği tarih ve savcılık ya da kolluk başvurusunun tarihi ayrı kaydedilmelidir.

Hizmet, ticaret, meslek veya idare yetkisine dayanan nitelikli hâl kural olarak resen takip edilir; temel hâle özgü altı aylık şikâyet koşulu burada aynı biçimde uygulanmaz. Bununla birlikte akrabalığa ilişkin özel hükümler ayrıca incelenir. Motorlu taşıtlar için getirilen uzlaştırma istisnası da şikâyet koşuluyla karıştırılmamalıdır. Önce fiilin temel veya nitelikli teslim ilişkisine dayanıp dayanmadığı belirlenir. Uzlaştırmaya gidilememesi, her olayda aynı şikâyet rejiminin uygulanacağını gösteren bağımsız bir kural değildir.

Dava zamanaşımı yönünden yetişkinler için temel hâlde sekiz, nitelikli hâlde on beş yıllık olağan süre gündeme gelir. Türk Ceza Kanunu m.66–67 çerçevesinde suçun niteliği, ceza üst sınırı, suç tarihi ve dosyadaki kesilme veya durma nedenleri hesaba katılır. Savcı huzurunda ifade, sorgu, tutuklama, iddianame ve mahkûmiyet gibi kanunda sayılan işlemler süreyi etkileyebilir. Kesilme nedeniyle uzama, olağan sürenin en fazla yarısına kadar mümkündür; bu, her dosyada en uzun sürenin otomatik uygulanacağı anlamına gelmez. Çocuklara özgü süreler ve uzlaştırmadaki durma dönemi ayrıca değerlendirilir.

Başvuru mercii ve teslimi gösteren belgeler

Suça ilişkin başvuru Cumhuriyet başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir. Ceza Muhakemesi Kanunu m.158, yazılı başvurunun yanında tutanağa geçirilmek üzere sözlü ihbar veya şikâyete de imkân verir. Suç duyurusunun hazırlanması sırasında önce kişinin sıfatı, teslim edilen mal veya para, teslimin amacı ve tartışılan davranış açıklanmalıdır. Hazır bir dilekçedeki bütün iddiaları olay yaşanmış gibi kullanmak yerine, bilinen vakıalarla henüz araştırılması istenen hususlar ayrılmalıdır. Şüphelinin bilinmeyen kimlik bilgileri tahmin edilerek tamamlanmamalıdır.

Güveni kötüye kullanma suçunda şikâyet süresi, başvuru belgeleri, uzlaştırma ve etkin pişmanlık adımlarını gösteren şema
Güveni kötüye kullanma suçunda başvuru ve süreç (TCK m.155, 168)

İlk belge grubu teslimi gösterir: sözleşme, teslim tutanağı, banka dekontu, makbuz, kargo teslim kaydı veya eşyanın ayırt edici bilgileri. İkinci grup teslim amacını açıklar: görev yazısı, kullanım izni, sipariş, tahsil talimatı veya mesajlaşma. Üçüncü grup ise amaç dışı davranışa ilişkindir: yetkisiz satış kaydı, üçüncü kişiye aktarım, hesap vermeme süreci veya teslimin inkâr edildiği açıklama. Bu grupların her biri farklı soruyu yanıtlar. Aynı dekontun hem aktarımı hem bütün suç unsurlarını kanıtladığı varsayılmamalıdır.

Yazışmalar, yalnız seçilmiş birkaç cümle olarak değil bağlamıyla korunmalıdır. Gönderen, alıcı, tarih ve önceki talimatlar görülebilmelidir. Ekran görüntüsünün hangi konuşmaya ait olduğu açıklanırken mevcut asıl kayıtların korunması da önemlidir. Tanıkların ise yalnız taraflardan duyduklarını mı, yoksa teslimi veya satışı doğrudan mı gördükleri belirtilmelidir. Kamera kaydı isteniyorsa yer, yaklaşık saat ve kaydı tutan kurum mümkün olduğunca somutlaştırılır. Kaybolabilecek kayıtların gecikmeden ilgili merciden istenmesi, daha sonra soyut bir delil talebiyle yetinilmesini önler.

Belgeye ulaşmak için hukuka aykırı yöntem kullanılması ayrı bir sorun doğurabilir. Başkasının hesabına izinsiz girmek, yazışma üretmek veya gerçekte yapılmamış bir teslim tutanağı hazırlamak delil toplama yöntemi değildir. Kişinin elinde bulunmayan banka, şirket veya üçüncü kişi kayıtlarının nereden istenebileceği başvuruda açıklanabilir. Eklerin numaralandırılması, her belgenin hangi olayı gösterdiğinin kısa biçimde belirtilmesi ve teslim edilen nüshanın saklanması yararlıdır. Bu düzen, dosyanın hacminden çok olay ile delil arasındaki bağın anlaşılmasını sağlar.

Soruşturma, savunma ve mahkemedeki inceleme

Savcılık, suç işlendiği izlenimi veren olayı öğrendiğinde kamu davası açılmasını gerektiren durum bulunup bulunmadığını araştırır. Ceza Muhakemesi Kanunu m.160 gereğince yalnız şüphelinin aleyhine değil, lehine olan deliller de toplanmalıdır. Teslim yetkisinin bulunmadığı, kullanım izninin verildiği veya malın yetkili kişiye geri bırakıldığı iddiası bu nedenle önemlidir. Savunma, olayla ilgisi olmayan genel inkâr cümleleri yerine hangi belge veya tanığın hangi iddiayı desteklediğini açıklayabilir. Susma ve müdafi yardımından yararlanma haklarının kullanılması da korunur.

Özellikle işletme hesaplarında, ticari kayıt ile kişisel ceza sorumluluğu aynı şey değildir. Bir kasa açığı belirlenmiş olması, onu kimin ve hangi işlemle oluşturduğunu ayrıca incelemeyi gerektirir. Ortak erişim, devredilen görevler, önceki dönemden gelen bakiye veya kayda geçirilmemiş iade ihtimalleri araştırılabilir. Teknik hesaplama gerekiyorsa bilirkişiden yararlanılması mümkündür; ancak suçun hukukî niteliğini ve kişinin kastını belirlemek yargı merciinin görevidir. Savcının yeterli şüphe değerlendirmesi sonucunda iddianame düzenlenmesi, mahkûmiyet kararı verildiği anlamına gelmez.

Özel görev kuralları saklı olmak üzere bu suçun yargılaması asliye ceza mahkemesinde yürütülür. 5235 sayılı Kanun m.11–14 birlikte değerlendirildiğinde, oran şeklindeki ceza artırımı tek başına ağır ceza mahkemesinin görevli olduğu sonucunu doğurmaz. Yetkili yer bakımından genel kural suçun işlendiği yerdir; Ceza Muhakemesi Kanunu m.12–13 kapsamındaki özel yetki hâlleri ayrıca dikkate alınır. Ankara bağlantısının bulunması, her dosyanın kendiliğinden Ankara'da görüleceğini göstermez. Asliye ceza yargılaması açısından görev ile yer yönünden yetki ayrı sorulardır.

Mahkeme, hukuka uygun şekilde elde edilmiş ve duruşmada tartışılmış delilleri değerlendirir. Sözleşmenin bulunması tek başına suçun kanıtı olmadığı gibi sözlü anlaşma yapılmış olması da otomatik beraat sebebi değildir. İddianın somut delillerle doğrulanıp doğrulanmadığı ve suçun bütün unsurları incelenir. Yeterli şüphe oluşmaması nedeniyle verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile yargılama sonunda verilen beraat farklı aşamalara aittir. Kararın bildirilmesi üzerine gerekçesi ve kanun yolu açıklaması birlikte okunmalı; yalnız tarafın beklediği sonucun çıkmamasına dayanılarak bütün dosyalarda aynı başvuru yapılmamalıdır.

Uzlaştırma ve etkin pişmanlık hangi hâllerde uygulanır?

Güveni kötüye kullanmanın temel ve hizmet ilişkisi gibi nitelikli hâlleri uzlaştırma kapsamına girebilir. Motorlu kara, deniz veya hava taşıtına ilişkin üçüncü fıkra ise açık istisnadır. Ceza Muhakemesi Kanunu m.253–254 çerçevesinde aynı mağdura karşı birlikte işlenen başka suçlar gibi kapsamı etkileyen durumlar ayrıca değerlendirilir. Bu nedenle “bütün nitelikli hâller uzlaştırma dışıdır” veya “her güveni kötüye kullanma dosyası uzlaşır” açıklamaları doğru değildir. Dosyanın hangi hüküm kapsamında kaldığı belirlenmeden taraflara kesin süreç sonucu söylenemez.

Uzlaştırma sürecinde tarafların özgür iradesi ve edimin hukuka uygunluğu önemlidir. Tekliften itibaren yedi gün içinde karar bildirilmezse teklif reddedilmiş sayılır. Kabul, kişinin koşulsuz biçimde her iddiayı benimsediği anlamına gelmez. Müzakereler gizlidir ve bu sırada yapılan açıklamalar başka soruşturma, kovuşturma veya davada delil olarak kullanılamaz. Anlaşmada hangi malın, hangi durumda, kime ve ne zaman teslim edileceği açık olmalıdır. Sadece “zarar giderilecektir” denilmesi, sonradan edimin yerine getirilip getirilmediğini tartışmalı bırakabilir.

Soruşturmada edim hemen yerine getirildiğinde kovuşturmaya yer olmadığı; ileri tarihe veya takside bağlandığında kamu davasının açılmasının ertelenmesi gündeme gelir. Kovuşturmada ise koşulları varsa düşme veya edimin beklenmesi için durma kararı verilir. Uzlaşmanın tazminat hakkına etkisi de anlaşmadan önce değerlendirilmelidir. Uzlaşma anında tespit edilemeyen veya sonradan ortaya çıkan zararlar dışındaki, soruşturma konusu suçtan kaynaklanan tazminat talepleri bakımından kanunun getirdiği sınırlama vardır. Ceza dosyasını kapatma isteğiyle bu sonuç gözden kaçırılmamalıdır.

Etkin pişmanlık farklıdır. Türk Ceza Kanunu m.168 uyarınca suç tamamlandıktan sonra pişmanlık gösterilerek zararın tamamen iade veya tazmin yoluyla giderilmesi, kovuşturma başlamadan önce üçte ikiye kadar; kovuşturma başladıktan sonra hüküm verilmeden önce yarıya kadar indirim sağlayabilir. Kısmi iade veya tazminde mağdurun rızası ayrıca gerekir. Etkin pişmanlık değerlendirmesinde ödeme tarihi, kapsamı ve kişinin iradesi belgelenmelidir. Malın geri verilmesi her olayda suçun hiç oluşmadığını veya beraat gerektiğini göstermez. Uzlaşma sağlanamaması da bu ayrı kurumun şartlarının incelenmesini engellemez.

Aile ilişkisi, iade ve tazminat hakkında özel durumlar

Akrabalar arasındaki her mal uyuşmazlığı aynı ceza sonucuna bağlanmaz. Türk Ceza Kanunu m.167, belirli yakınlıklar için şahsi cezasızlık; diğer bazı yakınlıklar için şikâyet üzerine cezada indirim öngörür. Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşler, üstsoy ve altsoy ile bu derecedeki kayın hısımları, evlat edinen ile evlatlık ve aynı konutta birlikte yaşayan kardeşler ilk gruptadır. Bu durumda “suçun bütün unsurları yoktur” demekle şahsi cezasızlık uygulamak aynı şey değildir. Yakınlığın ve kanundaki birlikte yaşama koşulunun somut olarak belirlenmesi gerekir.

Haklarında ayrılık kararı bulunan eşlerden birinin, aynı konutta yaşamayan kardeşin veya aynı konutta yaşayan amca, dayı, hala, teyze, yeğen ya da ikinci derecedeki kayın hısımının zararına işlenmesi durumunda ise kanundaki ikinci grup değerlendirilir. Burada şikâyet koşulu ve yarı oranında indirim söz konusudur. Ayrılık kararı, fiilen ayrı oturmak ve boşanmış olmak birbirinin yerine kullanılmamalıdır. Kuzenlik veya arkadaşlık gibi kanunda bu kapsamda sayılmayan ilişkiler için yalnız yakınlık gerekçesiyle aynı sonuç çıkarılamaz. Nüfus ve yerleşim kayıtları olayın gerçek koşullarıyla birlikte incelenir.

İade yapılırken malın kimliği, durumu, teslim tarihi ve teslim alanın yetkisi belgelenmelidir. Bir şirkete ait malın herhangi bir çalışana bırakılması, her durumda usulüne uygun iade sayılmayabilir. Kırık veya eksik teslimde neyin geri verildiği ve hangi zararın sürdüğü açıklanmalıdır. Şikâyetten vazgeçme de alacak veya tazminat hakkından vazgeçmeyle özdeş değildir. Şikâyete bağlı suçlarda vazgeçmenin ceza dosyasına etkisi, hükmün kesinleşmesi ve sanığın kabulü gibi koşullarla değerlendirilir. Resen takip edilen hâlde ise tek başına vazgeçme dosyayı otomatik olarak sona erdirmez.

Ceza süreci malın iadesi veya zararın karşılanması için bütün özel hukuk yollarının yerine geçmez. Tazminat talebinde hukuki sebep, zarar ve ilgili ispat koşulları ayrıca ele alınır. Türk Borçlar Kanunu m.74 çerçevesinde beraat, kusur ve zarar değerlendirmelerinin hukuk davasına etkisi de ayrı incelenir; ceza dosyasının kapanması her alacağın ortadan kalktığını göstermez. Buna karşılık uzlaşmanın özel tazminat sonuçları ve açık haklardan vazgeçme beyanları göz ardı edilemez. Ceza başvurusu, iade işlemi ve özel hukuk talebinin birbiriyle uyumlu yürütülmesi önemlidir.

Av. Muhammet Ali BEYHAN

Bu konuda sorunuz mu var?

Bu yazının konusuyla ilgili genel nitelikteki sorunuzu aşağıdaki formdan iletebilirsiniz. Sorular yayımlanmadan önce incelenir; yalnız yanıtlanan sorular bu bölümde görünür.

Sorunuzu iletin

Yayımlanmaz; yalnız yanıt bildirimi için kullanılır.

Soru metnine kimlik numarası, dosya numarası, plaka, sağlık bilgisi gibi kişisel verileri yazmayınız. Yanıtlar genel bilgilendirme niteliğindedir ve hukuki danışmanlık yerine geçmez.

Av. Muhammet Ali BEYHAN

Kurucu Avukat · Beyhan Hukuk Bürosu

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut olay için hukuki görüş alınması gerekir.

AraWhatsApp