Kültür Mah. Mithatpaşa Cad. No: 71/4 Çankaya/ANKARA
0 (543) 454 11 49

Kira Artış Oranı Nasıl Belirlenir? 2026

Kira artış oranı, yenileme dönemi, sözleşmedeki artış şartı ve kira ilişkisinin süresine göre belirlenir.

Konut ve çatılı işyeri kiralarında doğru bedeli bulmak için yalnız açıklanan enflasyon yüzdesine bakılması yeterli değildir. Önce uygulanacak hukuki kural, ardından hesaplamada kullanılacak dönem ve tutar belirlenmelidir. Olağan yıllık artış, beş yıldan sonraki kira tespiti ve geçmiş dönemlere uygulanan geçici sınırlamalar farklı değerlendirilir.

Kira Artış Oranı Nasıl Belirlenir?

Kira artış oranı, devam eden kira ilişkisinde yeni dönemin bedelini belirlemek için kullanılan değişim yüzdesidir. Kiraya verenin talep ettiği oran, sözleşmede yazılı oran ve kanunun izin verdiği üst sınır aynı kavram değildir. Bu üç değerin birbirinden ayrılması, hesaplama daha başlamadan yapılması gereken ilk kontroldür. Bir internet sitesinde belirli bir yüzde görülmesi, bütün kira sözleşmelerinin o yüzdeyle yenileneceği anlamına gelmez.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 344. maddesi uyarınca tarafların yenilenen dönem için yaptığı artış anlaşması, tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını aşmamak koşuluyla geçerlidir. Bu kural konut ve çatılı işyeri kiralarının olağan yenilemeleri bakımından önem taşır. Bir yıldan uzun süreli sözleşmelerde de sırf sözleşmenin süresi uzun olduğu için artış sınırlamasının ortadan kalktığı söylenemez.

Sözleşmede geçerli biçimde kararlaştırılmış daha düşük bir artış varsa, açıklanan üst sınır kiraya verene bu anlaşmayı kendiliğinden yükseltme yetkisi vermez. Buna karşılık sözleşmeye daha yüksek bir yüzde yazılması da kanuni sınırın aşılmasını tek başına haklı kılmaz. Bu nedenle inceleme, yalnız enflasyon verisinin bulunmasından ibaret değildir; artış kaydının tam metni, uygulanacağı dönem ve tarafların daha sonra yaptığı anlaşmalar birlikte okunmalıdır.

Taraflar artış konusunda anlaşmamışsa, ilgili hükmün ikinci fıkrası kapsamında bedelin hâkim tarafından belirlenmesi gündeme gelebilir. Beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen ilişkilerde ise emsal kiralar ve taşınmazın durumu gibi ek ölçütler devreye girer. Dolayısıyla anlaşma bulunmaması ile beş yılın dolması aynı hukuki sebep değildir; her ikisini tek bir otomatik zam formülüyle çözmek hatalı sonuç doğurabilir.

İlk defa kiraya verilen bir taşınmazın başlangıç bedeli ile mevcut kiracının yenileme bedeli de ayrılmalıdır. Yeni ilan fiyatları, devam eden sözleşmedeki kira borcunu doğrudan değiştiren bir bildirim yerine geçmez. Kontrol için önce kira sözleşmesinin niteliği ve hükümleri belirlenmeli; ardından ilişkinin hangi artış rejimine girdiği açıklığa kavuşturulmalıdır. Böylece hesap makinesiyle bulunabilen aritmetik sonuç ile hukuken istenebilecek bedel birbirine karıştırılmamış olur.

Yenileme Tarihi ve TÜFE Dönemi Nasıl Seçilir?

Artış hesabında ilk tarih, sözleşmenin imzalandığı gün olmak zorunda değildir. İmza tarihi, kiralananın teslim tarihi ve sözleşmede kararlaştırılan kira başlangıcı farklı olabilir. Yenileme döneminin doğru belirlenebilmesi için sözleşmedeki başlangıç ve süre hükümleri okunmalı; varsa sonraki ek protokoller de incelenmelidir. Yalnız banka dekontunun düzenlendiği güne bakılarak bütün kira döneminin başlangıcı değişmiş kabul edilmemelidir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 347. maddesi konut ve çatılı işyeri kiralarında belirli süreli sözleşmenin uzamasına ilişkin özel düzenleme içerir. Bu nedenle takvim yılının değişmesi, her kiracı için aynı gün yeni kira yılı başladığı anlamına gelmez. Ocak ayında açıklanan bir oran, sözleşmesi başka bir dönemde yenilenen kişinin hesabına yalnız yeni takvim yılına girildiği gerekçesiyle uygulanamaz. Sözleşme yılı ile takvim yılı ayrı izlenmelidir.

Veri seçilirken TÜFE bültenindeki göstergenin adı eksiksiz kontrol edilmelidir. Bir önceki aya göre değişim, bir önceki yılın aynı ayına göre değişim ve on iki aylık ortalamalara göre değişim farklı serilerdir. Kira artışında kullanılan ölçüt sonuncusudur. Bir haber başlığında yalnız “yıllık enflasyon” yazması, oradaki rakamın kira artışı hesabında kullanılacağını göstermez. Aynı bültende birden fazla yüzdenin bulunması bu ayrımı özellikle önemli kılar.

Bültenin ait olduğu veri dönemi ile kamuya açıklandığı tarih de aynı değildir. Yenileme ayıyla ilgili hesapta, açıklanan verinin hangi aya ait olduğu ve hangi göstergenin seçildiği kayda geçirilmelidir. Ayın ilk günlerinde yapılan ödeme ile bültenin açıklanma tarihi arasında farklılık bulunuyorsa, henüz açıklanmamış oran tahmin edilerek kesin borç çıkarılmamalıdır. Ödeme günü, sözleşme şartı ve gerekli fark hesabı birlikte değerlendirilmelidir.

Pratik bir kontrol kaydı; kira başlangıcını, yenileme tarihini, önceki geçerli bedeli, artış maddesini ve kullanılan bülten dönemini aynı yerde göstermelidir. Önceki yıllara ait uyuşmazlıkta her yenileme ayrı satırda izlenebilir; bugünün yüzdesi geçmiş yıllara geriye doğru uygulanmaz. Bu kayıt, kira ilişkisinden doğan kiracı haklarının değerlendirilmesinde de açıklık sağlar. Doğru dönem seçimi yapılmadan elde edilen matematiksel sonuç, işlemler hatasız olsa bile yanlış kira bedeline götürebilir.

Sözleşmedeki Artış Şartı Hangi Durumlarda Geçerlidir?

Artış şartının değerlendirilmesinde yalnız bir yüzde veya endeks adı aranmaz. Hükmün hangi dönemlerde uygulanacağı, kira bedelinin hangi tutar üzerinden artırılacağı ve tarafların farklı bir düzenleme yapıp yapmadığı birlikte incelenir. Sözleşmenin bir sayfasındaki artış kaydı ile ek protokoldeki özel düzenleme farklıysa, metinler bağlamından koparılarak seçilmemelidir. Tarafların iradesi ve geçerli emredici hükümler dikkate alınarak hangi kaydın uygulanacağı belirlenmelidir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 344. maddesinin birinci fıkrası, yenilenen dönemlere ilişkin anlaşmanın geçerliliğini kanuni üst sınırla ilişkilendirir. Sabit yüzde kararlaştırılması, sözleşmeyi kendiliğinden geçersiz hâle getirmez; ilgili dönem bakımından bu yüzdenin sınırı aşıp aşmadığı incelenir. Sınırın altında kalan geçerli artış kaydı korunurken, tavanın üzerinde kalan kısmın yalnız sözleşmede yazdığı için istenebileceği kabul edilmez.

Endekse bağlı bir kayıt varsa kullanılan ifadenin açık olup olmadığı ayrıca önemlidir. “TÜFE”, “TEFE/ÜFE” veya iki endeksin ortalaması gibi ifadeler birbirinin yerine kullanılmamalıdır. Kanunun esas aldığı gösterge ile sözleşmenin tanımladığı yöntem karşılaştırılmalıdır. Eski bir endeks adının bulunması, bütün sözleşmenin sona erdiği veya kiraya verenin istediği başka bir oranı seçebileceği anlamına gelmez. Tereddütlü hüküm, hesaplamadan önce hukuken yorumlanmalıdır.

Artış kaydı bulunmayan ilişkide taraflar yeni bedel üzerinde anlaşabilir. Anlaşma sağlanamıyorsa ilgili maddenin ikinci fıkrasındaki yargısal belirleme yolu değerlendirilir. Buna karşılık geçerli ve uygulanabilir bir artış şartı zaten mevcutsa, her yıl mutlaka yeni sözleşme imzalanması gerektiği söylenemez. Yeni imza alınmaması ile mevcut şartın uygulanmaması farklıdır; bir önceki dönemin ödemeleri de tek başına sonraki dönemin bütün koşullarını açıklamayabilir.

Tarafların sonradan yaptığı yazışmalar ve ödeme açıklamaları, artışın kabul edilip edilmediği tartışmasında sözleşmeyle birlikte ele alınmalıdır. Sadece tek bir mesaj veya tek bir dekont üzerinden kesin sonuca varılmamalıdır. Kiraya veren ile kiracı arasındaki uyuşmazlıkların incelenmesinde anlaşmanın konusu, bedeli ve hangi dönem için yapıldığı açıklaştırılır. Kayıtların birlikte okunması, sözleşmede bulunmayan bir artışın varmış gibi hesaplanmasını veya mevcut geçerli şartın gözden kaçırılmasını önler.

Kira Artışı Hesabı Nasıl Kontrol Edilir?

Hesaplama, uygulanacak oran belirlendikten sonra önceki dönemin hukuken esas alınabilecek kira bedeli üzerinden yapılır. Temel işlem, mevcut bedelin artış yüzdesiyle çarpılması ve bulunan artışın mevcut bedele eklenmesidir. Oran yüzde olarak ifade ediliyorsa çarpımda yüze bölünerek kullanılmalıdır. Yeni bedel, mevcut kira çarpı bir artı oran bölü yüz biçiminde de bulunabilir. İki yöntem aynı tutarı vermelidir.

Kontrolde en sık karışan unsurlardan biri artış tutarı ile yeni aylık bedeldir. Yalnız artış farkının ödenmesi, toplam kira borcunun ödendiğini göstermez. Bunun tersine hesapta yeni bedelin üzerine artışın ikinci kez eklenmesi de mükerrer zam oluşturur. Sonuç kaydında önceki kira, uygulanan yüzde, artış farkı ve yeni kira ayrı gösterilirse bu tür işlem hataları daha kolay fark edilir.

Esas alınan bedelin doğru olması, işlemin kendisi kadar önemlidir. Önceki dönemde banka hesabına gönderilen toplam tutar içinde aidat, geçmiş borç veya başka bir ödeme bulunabilir. Bu toplamın tamamı yeni kira artışının tabanı kabul edilmemelidir. Kira bedeli ile yan giderlerin aynı dekontta yer alması, hukuki niteliklerini birleştirmez. Gerekirse ödeme açıklaması, sözleşme ve borç dökümü karşılaştırılarak yalnız kira unsurunun hangi tutar olduğu belirlenmelidir.

İşyeri kiralarında net ve brüt bedel ayrımı ayrıca kontrol edilmelidir. Kiraya verene geçen net tutar ile sözleşmede kararlaştırılan brüt kira aynı olmayabilir. Kira stopajının hesaplanması ayrı bir vergi değerlendirmesidir; stopaj oranı kira artış yüzdesinin yerine kullanılmaz. Artışın hangi bedel üzerinden yürütüleceği incelenirken sözleşmenin net veya brüt düzenlemesi ve kesinti sorumluluğu birlikte ele alınmalıdır. Vergisel kesinti, kanuni kira artış tavanını değiştiren bir gerekçe değildir.

Birden fazla yıl inceleniyorsa her dönemin başlangıç bedeli ve o dönemde geçerli artış rejimi ayrı belirlenmelidir. Son yılın oranı geçmiş yılların tamamına uygulanmamalı; farklı yılların yüzdeleri gelişigüzel toplanmamalıdır. Önceki bedelin hukuken tartışmalı olduğu durumda hesap cetveli bu tartışmayı görünür kılmalı, kesinleşmiş kabul etmemelidir. Ondalık işlemler aynı yöntemle yürütülmeli ve sonuç ödeme kayıtlarıyla karşılaştırılmalıdır. Aritmetik doğruluk, seçilen oranın veya başlangıç bedelinin hukuki doğruluğunun yerine geçmez.

Beş Yıl Dolunca Kira Bedeli Nasıl Belirlenir?

Kira ilişkisinde beş yılın dolması, olağan yıllık artıştan farklı bir kira tespiti değerlendirmesini gündeme getirir. Bu durum kiraya verene herhangi bir bildirimle istediği yeni tutarı kesin borç hâline getirme yetkisi vermez. Öncelikle kira ilişkisinin başlangıcı, süresi ve varsa daha önceki kira tespit kararları incelenir. Tarafların her yenilemede düzenlediği belgenin etkisi de içeriği okunarak değerlendirilir; yalnız belgenin başlığıyla beş yıllık hesap yeniden başlatılmaz.

Türk Borçlar Kanunu’nun 344. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen sözleşmelerde yeni bedel belirlenirken tüketici fiyat endeksindeki ilgili değişim, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri birlikte dikkate alınır. Hâkim hakkaniyete uygun bir değerlendirme yapar. Taraflar arasında önceden artış kaydı bulunması, bu özel değerlendirme yolunun her durumda kapalı olduğu anlamına gelmez.

Emsal araştırması yapılırken yalnız aynı semtteki en yüksek ilan bedelinin seçilmesi yeterli değildir. Taşınmazın kullanım amacı, büyüklüğü, konumu, fiziksel durumu ve karşılaştırılan kira ilişkisinin özellikleri önem taşır. İlan edilen bedel ile gerçekten kurulmuş bir kira sözleşmesindeki bedel aynı kanıt niteliğinde değerlendirilmemelidir. Birkaç yüksek ilan üzerinden mevcut kiracının borcunun kesin miktarı hesaplanamaz; karşılaştırmanın somut taşınmaza neden uygun olduğu açıklanmalıdır.

Beş yıldan sonraki tespit ile sözleşmenin olağanüstü koşullara uyarlanması da ayrılmalıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesi kapsamında öngörülemeyen olağanüstü durum, bunun ilgili taraftan kaynaklanmaması ve ifa dengesini ağır biçimde değiştirmesi gibi ayrı şartlar incelenir. İfanın yapılıp yapılmadığı ve hakların saklı tutulması da hükmün koşulları arasındadır. Yalnız kira ilişkisinin beş yaşına ulaşmış olması, bu farklı hukuki kurumun şartlarının oluştuğunu göstermez.

Taraflar yeni bedelde anlaşamıyorsa kira bedelinin tespiti davasının şartları ve kararın hangi dönemden itibaren sonuç doğuracağı birlikte değerlendirilmelidir. Bu aşamada emsal belgeleri, sözleşme geçmişi ve bildirim kayıtları aynı dosyada toplanmalıdır. Olağan yıllık artış tablosu, yargısal tespitin sonucunu önceden belirleyen bir araç değildir. Aynı şekilde kira tespiti yapılması ile kiracının tahliyesi ayrı taleplerdir; bedel uyuşmazlığı tek başına bütün tahliye şartlarının gerçekleştiğini göstermez.

Konut, İşyeri ve Eski Dönem Kiraları Nasıl Ayrılır?

Kira artışına ilişkin özel hükümler uygulanırken taşınmazın hangi amaçla ve hangi nitelikte kiralandığı belirlenmelidir. Konut ve çatılı işyeri kiraları aynı bölümde düzenlenmekle birlikte geçmiş dönemdeki geçici yüzde yirmi beş sınırlaması yalnız konut kiralarını hedeflemiştir. Bu tarihsel istisnanın bütün işyerlerine de uygulanmış gibi anlatılması doğru değildir. Bir işyeri sözleşmesinin çatılı işyeri niteliğinde olup olmadığı da kullanım ve taşınmaz özellikleriyle değerlendirilmelidir.

7456 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle getirilen geçici düzenleme, konutlarda 2 Temmuz 2023 ile 1 Temmuz 2024 arasında yenilenen kira dönemlerini kapsar ve her iki tarihi de sınırın içine alır. Bu nedenle 1 Temmuz günü ile 2 Temmuz günü aynı şekilde değerlendirilmemelidir. İlgili TÜFE değişiminin yüzde yirmi beşin altında kaldığı durumda daha düşük değişim oranına ilişkin hüküm de korunmalıdır.

Geçici sınırlamanın sona ermesi, kapsadığı dönemde yapılmış hesapların sonradan bugünün oranlarıyla değiştirileceği anlamına gelmez. Geçmiş kira farkı incelenirken o dönemin yenileme tarihi, bedeli ve uygulanabilir hükmü esas alınmalıdır. Bugün hazırlanmış bir hesap cetvelinde eski dönem gösteriliyorsa, belgenin hazırlanma tarihi ile borcun ait olduğu dönem açıkça ayrılmalıdır. Başlığında güncel yıl bulunan bir rehber, geçmiş uyuşmazlığın bütününe güncel oran uygulanmasını haklı kılmaz.

Çatılı işyerlerinin olağan yenilemelerinde kanuni artış düzenlemesi dikkate alınır; çatısız işyeri veya taşınır kirasına aynı hesap otomatik uygulanmaz. Türk Borçlar Kanunu’nun 344. maddesinin dördüncü fıkrası, yabancı para olarak belirlenen kira için de ayrı kural getirir: 1567 sayılı Kanun hükümleri saklı olmak üzere, beş yıl geçmedikçe bedelde değişiklik yapılamaz; aşırı ifa güçlüğüne ilişkin hüküm saklıdır. Beş yıldan sonraki belirlemede yabancı paranın değerindeki değişiklikler de değerlendirilir. Bu açıklama her sözleşmenin dövizle yapılabileceği anlamına gelmez; dövizle sözleşme kurma sınırlamaları ayrıca incelenmelidir.

Sürenin bitmesi, artış tartışması ve tahliye talebi birbirinden farklı konulardır. Konut veya çatılı işyerinde yalnız yeni bedel konusunda anlaşmazlık bulunması, kendiliğinden taşınmazın boşaltılması sonucunu doğurmaz. Kiracının tahliyesine ilişkin hukuki sebepler kendi şartlarıyla değerlendirilir. Bu nedenle kiracıdan ödeme istenirken talebin olağan artışa mı, geçmiş fark alacağına mı, kira tespitine mi yoksa ayrı bir tahliye sebebine mi dayandığı açıkça belirtilmelidir.

Artış Uyuşmazlığında İhtar, Arabuluculuk ve Dava Süreci

Artış konusunda uyuşmazlık çıktığında önce talebin niteliği belirlenmelidir. Sözleşmedeki mevcut artışın ödenmesi, henüz belirlenmemiş yeni bedelin tespiti ve kira ödenmemesine dayanan tahliye aynı başvuru değildir. Bir işlem için gönderilen bildirim, içeriği ve zamanı farklı olan başka bir işlemin koşullarını otomatik olarak sağlamaz. Talepte bulunan kişi hangi dönemi, hangi bedeli ve hangi hukuki sonucu istediğini açıklaştırmalıdır.

Türk Borçlar Kanunu’nun 345. maddesi kira tespit davasının açılabilmesiyle kararın yeni dönem başından etkili olmasını ayrı düzenler. Dava yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önce açılmışsa ilgili sonuç gündeme gelir. Bu süre içinde kiracıya artış yapılacağı yazılı bildirilmişse, davanın izleyen yeni kira döneminin sonuna kadar açılması koşulu da aranır. Yalnız ihtarın gönderilmiş olması, bu ikinci koşulu ortadan kaldırmaz.

Sözleşmede yeni dönemde artış yapılacağına ilişkin hüküm bulunması hâlinde, ilgili dönem sonuna kadar açılan davada belirlenen bedelin dönem başından geçerli olmasına ilişkin özel kural değerlendirilir. Bu nedenle “her durumda otuz gün önce noter ihtarı zorunludur” biçiminde tek bir açıklama yeterli değildir. Bildirimin içeriği, kiracıya ulaşması, artış şartının varlığı ve davanın tarihi birlikte incelenmelidir. Noter işlemi ile kanunun aradığı yazılı bildirim kavramları da aynılaştırılmamalıdır.

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/B maddesi kapsamında kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvuru kural olarak dava şartıdır. Kiralanan taşınmazın ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin kanuni istisna ayrıca değerlendirilmelidir. 1 Eylül 2023’te yürürlüğe giren bu dava şartı, geçiş hükmü gereğince o tarihte görülmekte olan davalara uygulanmaz. Arabuluculuk görüşmesi, tarafların yeni bedelde anlaşmaya zorlanacağı anlamına gelmez. Anlaşma sağlanamazsa uygun dava yolu değerlendirilir.

Kira bedelinin tespiti bakımından sulh hukuk mahkemesi görevi ile hangi yerdeki mahkemeye başvurulacağı ayrı konulardır. İlamsız icra takibi de kira tespit davasının yerine geçen bir yöntem değildir. Başvuru öncesinde sözleşme, bildirim ve ödeme belgeleriyle istenen bedelin dayanağı hazırlanmalı; arabuluculuk ve dava tarihleri birbirinden bağımsız takip edilmelidir. Böylece yalnız miktar hesabına odaklanılırken başvurunun türü veya zamanına ilişkin önemli bir koşul gözden kaçırılmamış olur.

Fazla Zam Talebinde ve Eksik Ödeme Riskinde Hangi Belgeler İncelenir?

Fazla kira artışı talebiyle karşılaşan kişi önce sözleşmesini, ek protokollerini ve son dönem ödeme kayıtlarını bir araya getirmelidir. Kiraya verenin hangi tutarı istediği, bu tutarın hangi aydan başlayacağı ve hangi hesaba dayandığı yazılı olarak anlaşılabilir olmalıdır. Sadece sözlü görüşmede söylenen bir rakam üzerinden yıllık borç dökümü çıkarmak, ileride talebin kapsamını ve tarafların açıklamalarını ispatlamayı güçleştirebilir.

Belgeler arasında karşılaştırma yapılırken kira bedeli, aidat, depozito ve geçmiş fark ödemeleri ayrılmalıdır. Dekontun açıklaması, ilgili ay ve ödemenin hangi borca ilişkin olduğu bakımından önem taşır. Mesajlaşmaların yalnız son cümlesi yerine görüşmenin bütünü ve tarih sırası korunmalıdır. Daha önce yapılan bir ödeme veya verilen bir cevap, bağlamından koparılarak her gelecek artışın peşinen kabulü şeklinde değerlendirilmemelidir.

Hukuken geçersiz bir zam talebini kabul etmemek ile mevcut kira borcunu hiç ödememek farklıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 315. maddesi, muaccel kira bedeli veya yan gider ödenmediğinde yazılı süre verilerek fesih sonucunun bildirilmesine ilişkin düzenleme içerir. Konut ve çatılı işyeri kiralarında verilecek süre en az otuz gündür; yazılı bildirimi izleyen günden işlemeye başlar. Bu süre, her tür icra belgesindeki itiraz süresiyle karıştırılmamalıdır.

Bu nedenle artışın haksız olduğu düşüncesiyle ödemeyi tamamen kesmek veya tutarı gelişigüzel azaltmak yerine, hangi miktarın hangi hukuki gerekçeyle borç olduğu açıklığa kavuşturulmalıdır. Ödenmeyen kira nedeniyle takip ve tahliye süreci kendi bildirim ve başvuru kurallarına tabidir. Tebligat alınmışsa belgenin türü, teslim tarihi ve içerdiği süreler ayrıca incelenmeli; daha önceki kira görüşmesinin bu süreleri kendiliğinden durdurduğu varsayılmamalıdır.

Kiraya veren açısından da talep edilen farkın başlangıç bedeli, geçerli artış şartı ve dönem hesabıyla açıklanması gerekir. Eski ödeme kayıtlarıyla uyuşmayan veya farklı yılların oranlarını bir araya getiren toplu bir rakam, tek başına yeterli açıklama oluşturmaz. Düzenli bir belge dosyası; anlaşmazlığın oran, dönem, başlangıç bedeli veya ödeme eksikliği kaynaklı olduğunu ayırmaya yardımcı olur. Kira artış oranı değerlendirmesinde sözleşme ve deliller birlikte ele alınmalıdır. Somut olayın özelliklerine göre profesyonel hukuki değerlendirme gerekebilir.

Av. Muhammet Ali BEYHAN

Kültür Mah. Mithatpaşa Cad. No: 71/4 Çankaya/ANKARA
0 (543) 454 11 49
Black Minimalist Modern Attorney Law Logo 1080 x 1080 piksel
Scroll to Top