
Murisin hesabından çekilen paralar, çekimi yapan kişi bunu haklı bir sebebe dayandıramıyorsa terekeye iade ettirilebilir. Mirasçılar mirası ölümle birlikte bir bütün olarak kazandığı için hesaptan çıkan para, mirasçıların ortak malvarlığından eksilen değerdir. İlk iş, çekimin ölümden önce mi sonra mı yapıldığını ve hangi yolla (vekâletname, kart, internet bankacılığı) yapıldığını banka dökümünden belirlemektir.
Murisin hesabından çekilen paralar terekeye iade edilir mi?
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesi, mirasçıların ölümle mirasbırakanın malvarlığını alacaklar dahil bir bütün olarak kazandığını düzenler. Hesaptan haklı sebep olmadan çıkan para bu nedenle mirasçılar adına geri istenebilecek bir değerdir. Çeken kişi ister mirasçı olsun ister üçüncü kişi, parayı elinde tutmasını haklı kılan bir bağış, talimat veya harcama göstermedikçe iade borcu doğar.
Dava, olayın niteliğine göre farklı bir hukuki dayanağa oturur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 77. maddesi haklı sebep olmadan başkasının malvarlığından zenginleşen kişinin iade yükümlülüğünü düzenler. Çekim vekâlete dayanıyorsa vekilin hesap verme borcu, terekeyi elinde tutan kişiden almak gerekiyorsa miras sebebiyle istihkak davası öne çıkar. Hangi yolun seçileceği, banka kaydında görünen çekim şekline bağlıdır; aşağıdaki bölümler bu ayrımı sırayla açar.
Hesaptaki para terekeye giren mallar arasındadır. İade edilen tutar mirasçılara değil önce terekeye döner ve payları oranında paylaşılır.
Ölümden önce ve ölümden sonra çekilen para neden farklı değerlendirilir?
Fark, vekâletin ölümle sona ermesinden gelir. Türk Borçlar Kanunu’nun 513. maddesi, aksi sözleşmeden veya işin niteliğinden anlaşılmadıkça vekâletin vekilin veya vekâlet verenin ölümüyle kendiliğinden sona ereceğini düzenler. Ölümden sonra yapılan çekim bu yüzden kural olarak vekâlet yetkisine dayandırılamaz; çekimin hangi hukuki sebebe dayandığı ayrıca incelenir. Vekâletin sona ermesi, vekilin vekâletle ilişkili olarak aldıklarını devretme borcunu ortadan kaldırmaz.
Aynı madde, vekâletin sona ermesiyle işlerin tehlikeye düşeceği hâllerde vekilin işi sürdürmesini öngörür. Bu istisna dardır; ölümden sonra çekim yapan kişi, beklemenin işleri tehlikeye düşüreceğini ispatlamak zorundadır.
Ölümden önceki çekimde vekil, murisin iradesine uygun hareket etmişse sorumlu tutulamaz. Bu durumda tartışma, murisin talimatının veya bağış iradesinin bulunup bulunmadığı üzerinde toplanır. Dava dilekçesinde çekimleri tarih sırasıyla ölüm tarihinden önce ve sonra diye iki gruba ayırmak, mahkemenin ve bilirkişinin işini kolaylaştırır.
Vekâletname, kart veya internet bankacılığıyla çekilen para nasıl geri istenir?
Çekim yoluna göre dayanak değişir. Vekâletnameyle yapılan çekimde Türk Borçlar Kanunu’nun 506. maddesi vekilin sadakat ve özenle davranma borcunu, 508. maddesi ise yürüttüğü işin hesabını verme ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene devretme borcunu düzenler. Vekâlet veren öldüğü için bu hakkı mirasçılar kullanır. İlk adım, vekile yazılı olarak hesap vermesini ve aldığı tutarı bildirmesini istemektir; vekâletnamenin kapsamı da bu aşamada okunur, çünkü bankadan para çekme yetkisi açıkça yazılı değilse çekimin dayanağı tartışmalı hâle gelir.
Banka kartı, şifre veya internet bankacılığıyla yapılan çekimde vekâlet belgesi bulunmayabilir. Kartı ve şifreyi murisin kendisi vermiş olabilir; bu hâlde iddia talimat veya bağış savunmasına dönüşür. Böyle bir izin gösterilemezse dayanak sebepsiz zenginleşmedir. Hukuki nitelendirme olayın delillerine bağlıdır; dilekçede birden fazla dayanak birlikte ileri sürülebilir.
Banka kayıtlarında çekimin yapıldığı şube veya ATM, işlem saati, EFT ve havale alıcısı gibi bilgiler görülür. Bu bilgiler çekimi yapanı ve parayı alan kişiyi gösterdiği için dayanağı belirleyen asıl veridir.
Çeken kişi bağış veya bakım gideri derse kim neyi ispatlar?
Genel kural olarak Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi, bir hakkı lehine çıkarmak isteyen tarafın o hakkı doğuran olguyu ispatlamasını öngörür. Mirasçı, paranın hesaptan çıktığını ve çekimi yapanın eline geçtiğini banka kayıtlarıyla gösterir. Çeken kişi ise parayı murisin kendisine bağışladığını, talimatla başkasına verdiğini veya muris yararına harcadığını ispatlamak zorundadır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 285. maddesi bağışlamayı karşılıksız kazandırma olarak tanımlar. Para taşınır olduğu için elden bağışlama paranın teslimiyle tamamlanır; bağışlama sözü ise yazılı şekle bağlıdır (288. madde). Bu nedenle “babam verdi” savunmasında parayı teslim aldığını gösteren yazışma, tanık veya makbuz aranır.
Bakım gideri savunmasında harcamanın murisin yararına yapıldığı fatura, reçete, bakım ücreti ve benzeri belgelerle gösterilmelidir; harcama kalemleri çekilen tutarı karşılamıyorsa kalan kısım iade konusu olur. Bağış kanıtlansa bile mirasçılar arasında ayrı bir sonuç doğabilir: Türk Medeni Kanunu’nun 669. maddesi ve devamındaki hükümler, mirasbırakanın altsoyuna sağlararası karşılıksız kazandırmalarından çeyiz, kuruluş sermayesi, malvarlığı devri ve borçtan kurtarma gibi olanların, mirasbırakan aksini açıkça belirtmedikçe denkleştirmeye tabi olmasını düzenler. Bağış, parayı alan altsoyun terekeden payını azaltabilir.
Mirasçılardan biri bu parayı tek başına dava edebilir mi?
Birden fazla mirasçı varsa tereke, paylaşılana kadar elbirliği mülkiyetindedir. Türk Medeni Kanunu’nun 640. maddesinin dördüncü fıkrası, mirasçılardan her birinin terekedeki hakların korunmasını isteyebileceğini ve sağlanan korumadan hepsinin yararlanacağını düzenler. Tek bir mirasçı bu nedenle diğerlerinin katılımını beklemeden dava açabilir.
Terekeyi veya tereke mallarını elinde bulunduran kişiye karşı mirasçı, Türk Medeni Kanunu’nun 637. maddesine göre miras sebebiyle istihkak davası açabilir. Bu yol, parayı alan kişi mirasçı olsun olmasın kullanılabilir. Dilekçede iadenin terekeye yapılması talep edilir; paranın yalnızca davacıya ödenmesi değil, miras ortaklığının korunması amaçlanır.
Dava açılmadan önce mirasçılık belgesi alınmalıdır; sıfatınızı bu belge gösterir ve bankadan kayıt isterken de aranır. Paylaşmayı reddeden diğer mirasçıların varlığı dava hakkını ortadan kaldırmaz, ancak ödemenin kime yapılacağı mahkemenin hükmüne bağlıdır.
Banka kayıtları mahkeme eliyle nasıl getirilir, hangi deliller gerekir?
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 221. maddesi, üçüncü kişi veya kurumun elindeki belgenin ispat için zorunlu olması hâlinde mahkemenin ibrazını emredebileceğini düzenler. Murisin banka hesabı kayıtları bu yolla getirilir; mirasçı mirasçılık belgesiyle bankaya başvurabilir ama bankanın hesap hareketlerini vermemesi hâlinde mahkemeden müzekkere istenir.
Talep somut olmalıdır. Dilekçede şu bilgilerin yer alması işi hızlandırır:
- Hesap numarası ve şube bilgisi ile kaydı istenen tarih aralığı (ölümden makul bir süre öncesinden başlayarak).
- Hesap hareket dökümü, havale ve EFT dekontları ile varsa kamera ve ATM kayıtları.
- Çekimi yapan kişinin kimliğini ve işlem yöntemini gösteren kayıtlar.
- Vekâletname örneği ve noter kaydı, vekâlet iddia ediliyorsa.
Kayıtlar gelince çekimler zincir hâlinde bilirkişiye incelettirilir; bilirkişi çekimleri ölüm tarihinden önce ve sonra diye ayırır, paranın nereye gittiğini izler. Saklama süresi bankadan bankaya değiştiği için kayıtların eskimeden istenmesi gerekir.
Paranın başkasına devredilmesi veya harcanması riski varsa Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir istenebilir. Tedbir, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı durumlarda gündeme gelir.
Murisin hesabından çekilen para davasında zamanaşımı ne kadardır?
Tek bir süre yoktur; süre, davanın dayandığı hukuki sebebe göre belirlenir. Vekilin hesap verme ve aldıklarını devretme borcuna dayanan istem, vekâlet sözleşmesinden doğan alacak olduğu için Türk Borçlar Kanunu’nun 147. maddesinin beşinci bendine göre beş yıllık zamanaşımına tabidir; bu istem için on yıllık genel süre uygulanmaz.
Sebepsiz zenginleşme istemi, Türk Borçlar Kanunu’nun 82. maddesine göre geri isteme hakkının öğrenilmesinden iki yıl ve her hâlde zenginleşmeden on yıl sonra zamanaşımına uğrar. Vekâlet ilişkisine dayanmayan ve özel süresi bulunmayan alacaklarda ise genel zamanaşımını düzenleyen 146. madde on yıllık süre öngörür.
Miras sebebiyle istihkak davasında süre Türk Medeni Kanunu’nun 639. maddesine göre davacının hakkını öğrenmesinden itibaren bir yıl, her hâlde mirasbırakanın ölümünden veya ölüme bağlı tasarrufun açılmasından (vasiyetnamenin açılmasından) itibaren on yıldır. Davalı iyiniyetli değilse mutlak süre yirmi yıl olur.
Pratikte en kısa ve riskli süreler, çekimi öğrenmeden sonraki bir ve iki yıldır. Dayanak seçmeden önce çekimin tarihini ve ne zaman öğrenildiğini banka dökümü ile belirleyin; süre geçmeye yakınsa dava açmayı kayıt tamamlanana kadar bekletmeyin, çünkü kayıtlar dava sırasında da mahkemece istenebilir.
Bu dava tenkis ve muris muvazaası davalarından nasıl ayrılır?
Üç dava da miras uyuşmazlığıdır ama konuları farklıdır. Tenkis davası mirasbırakanın tasarruflarıyla saklı payın ihlal edilmesine, muris muvazaası ise çoğunlukla taşınmaz devrinde görünürdeki satışın gerçekte bağış olmasına dayanır. Murisin hesabından çekilen paralarda ise tartışma, paranın haklı bir sebep olmadan terekeden çıkıp çıkmadığıdır.
Bir çekim hem bu davanın hem de diğerlerinin konusu olabilir. Örneğin çekilen para gerçekte murisin bir mirasçıya bağışıysa denkleştirme veya tenkis tartışması açılabilir; bağış kanıtlanamazsa iade davası öne çıkar. Hangi talepler birlikte ileri sürülecekse dilekçede ayrı ayrı gösterilmelidir.
Çekim, taşınmaz devri veya saklı pay ihlaliyle birlikte çıkıyorsa her talep için ayrı delil ve süre gerekir; bu tür miras dosyaları Ankara Gayrimenkul Avukatı çalışma alanında yürütülür.
Av. Muhammet Ali BEYHAN
Bu konuda sorunuz mu var?
Bu yazının konusuyla ilgili genel nitelikteki sorunuzu aşağıdaki formdan iletebilirsiniz. Sorular yayımlanmadan önce incelenir; yalnız yanıtlanan sorular bu bölümde görünür.
