Kültür Mah. Mithatpaşa Cad. No: 71/4 Çankaya/ANKARA
0 (543) 454 11 49

TCK 86 Kasten Yaralama Nedir ve Cezası 2026

Kasten yaralama cezası kaç yıl?

Kasten yaralama suçu, bir kişinin vücuduna acı verilmesi, sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasıyla oluşur. Başka bir deyişle, yalnızca kanama, kırık veya kalıcı iz gibi ağır neticeler değil; beden bütünlüğünü bozacak her bilinçli müdahale bu suç tipinin konusuna girebilir. Türk Ceza Kanunumuzun 86. maddesi uyarınca temel halde ceza, artık bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis olarak düzenlenmiştir. Bu alt sınırın 2025 yılında yükseltilmiş olması önemlidir. Çünkü uygulamada “hafif darp” olarak görülen birçok olayda dahi artık mahkemenin başlangıç cezası daha yukarıdan kurulmaktadır. Görüldüğü üzere, “kasten yaralama cezası kaç yıl” sorusunun ilk ve en genel cevabı budur; ancak yaralamanın basit tıbbî müdahale ile giderilip giderilememesi, suçun kime karşı işlendiği ve ortaya çıkan sonucun ağırlığı cezanın yönünü değiştirebilir.

Bu noktada temel ceza ile nitelikli hal(daha ağır yaptırım doğuran durum) birbirinden ayrılmalıdır. Örneğin fiil silahla işlenmişse, eşe veya boşandığı eşe karşı gerçekleşmişse ya da mağdurun yaşamını tehlikeye sokan bir sonuca yol açmışsa artık yalnızca 86. maddeyle yetinilmez; 86. maddenin üçüncü fıkrası ve şartları varsa 87. madde de devreye girer. Bu nedenle halk arasında tek cümleyle söylenen “yaralamanın cezası şu kadardır” biçimindeki ifade, ancak temel hali anlatır.

Somut dosyada adli rapor, olayın oluş şekli, kast(niyet/irade) derecesi ve mağdurla fail arasındaki ilişki birlikte değerlendirilir. Öte yandan basit tıbbî müdahale ile giderilebilen yaralamalar için ayrı bir rejim vardır; o halde ceza hapis veya adlî para cezası şeklinde kurulabilir. Dolayısıyla kasten yaralama suçunda gerçek ceza aralığı, yalnızca kanun maddesinin ilk cümlesine bakılarak değil, olayın bütün özellikleri üzerinden belirlenir.

Basit tıbbi müdahale yaralama cezası nedir?

Basit tıbbî müdahale ile giderilebilen yaralama, uygulamada en çok karıştırılan alandır. Burada ölçü, mağdurun yarasının gündelik bir hekim müdahalesiyle iyileşebilir nitelikte olup olmadığıdır. Kesin değerlendirmeyi hâkim değil, öncelikle adlî rapor yapar; mahkeme de bu raporu esas alarak hukuki nitelendirme kurar. Türk Ceza Kanunumuzun 86. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bu durumda ceza altı aydan bir yıl altı aya kadar hapis veya adlî para cezasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken ilk husus, suçun şikâyete bağlı olmasıdır. İkinci husus ise her tokat, itme veya kısa süreli temasın otomatik olarak bu kapsama girmediğidir. Mağdurda oluşan hassasiyet, şişlik, ekimoz(morarma), iş gücü kaybı ve rapor içeriği birlikte değerlendirilir.

Öte yandan kanun koyucu, bu hafif görünüşlü suç tipinde dahi bazı halleri daha ciddi değerlendirmiştir. Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde aynı hüküm içinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz. Yani basit tıbbî müdahale ile giderilebilen yaralamada bile ceza siyaseti sertleşmiştir. Başka bir deyişle, “nasıl olsa hafif darp” düşüncesi hukuken güvenli bir yaklaşım değildir.

Eğer fiil aynı zamanda eşe, boşandığı eşe, kardeşe, üstsoya veya altsoya karşı işlenmişse bu kez 86. maddenin üçüncü fıkrasındaki nitelikli hal ayrıca tartışılır ve ceza yarı oranında artırılabilir. Bu nedenle basit tıbbî müdahale yaralama cezası sorulurken yalnızca alt-üst sınırın bilinmesi yetmez; raporun BTM kabulü, mağdurun kimliği ve aile ilişkisi gibi başlıkların da birlikte değerlendirilmesi gerekir. Uygulamada dosyanın kaderini çoğu zaman tek bir cümle değil, rapordaki ifade belirler.

Kasten yaralama şikâyet süresi kaç ay?

Şikâyet süresi bakımından temel kural altı aydır. Türk Ceza Kanunumuzun 73. maddesi gereğince soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarda, yetkili kişinin altı ay içinde şikâyette bulunmaması hâlinde artık ceza soruşturması ve kovuşturması yapılamaz. Süre, olay tarihinden otomatik olarak değil; mağdurun fiili ve failin kim olduğunu öğrendiği günden itibaren başlar. Görüldüğü üzere burada önemli olan yalnızca yaralandığını bilmek değil, eylemi kimin gerçekleştirdiğini de öğrenmiş olmaktır. Bu yüzden bazı olaylarda kamera görüntüsü, tanık anlatımı veya sonradan yapılan teşhis, sürenin başlangıcını etkileyebilir. Ancak bu altı aylık süre, sadece şikâyete bağlı yaralama halleri için anlam taşır.

Kasten yaralamada bu ayrım özellikle önemlidir. Basit tıbbî müdahale ile giderilebilen yaralama, kural olarak 86. maddenin ikinci fıkrası kapsamında şikâyete bağlıdır. Buna karşılık 86. maddenin birinci fıkrasındaki temel hal ile üçüncü fıkradaki nitelikli hallerde çoğu durumda şikâyet aranmaz; soruşturma kamu adına yürür. Başka bir deyişle, mağdurun “şikâyetçi değilim” demesi her dosyayı kapatmaz. Uygulamada insanlar çoğu zaman “altı ay geçtiyse hiçbir şey olmaz” veya “şikâyetten vazgeçersem dosya biter” düşüncesiyle hareket eder; oysa önce suçun gerçekten şikâyete bağlı olup olmadığına bakmak gerekir. Bu nedenle kasten yaralama şikâyet süresi sorusunun doğru cevabı, her yaralama için altı ay değil; yalnızca şikâyete bağlı yaralama bakımından altı ay şeklindedir. Zamanaşımı ayrı, şikâyet süresi ayrı kurumdur.

Kasten yaralamada uzlaşma nasıl olur?

Kasten yaralamada uzlaşma, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesi çerçevesinde işleyen onarıcı adalet mekanizmasıdır. Ancak her yaralama dosyası uzlaşma kapsamına girmez. İlgili hüküm uyarınca kasten yaralama suçunda 86. maddenin üçüncü fıkrası hariç olmak üzere uzlaştırma mümkündür. Yani silahla işleme, eşe karşı işleme, kardeşe karşı işleme gibi üçüncü fıkradaki nitelikli haller uzlaşma dışında kalır. Buna karşılık temel yaralama ve basit tıbbî müdahale ile giderilebilen yaralama dosyaları, şartları varsa uzlaştırma bürosuna gönderilebilir. Cumhuriyet savcılığı dosyayı uzlaştırma bürosuna sevk eder; buradan görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdura teklif götürür. Taraflar teklifi aldıktan sonra yedi gün içinde cevap vermezse teklif reddedilmiş sayılır.

Uzlaşma, edimli ya da edimsiz olabilir. Fail özür dileyebilir, bir miktar ödeme yapabilir, belirli bir zararı giderebilir ya da taraflar yalnızca karşılıklı mutabakatla dosyayı sonlandırabilir. Soruşturma aşamasında uzlaşma sağlanırsa ve gerekli şartlar tamamlanırsa savcılık kovuşturmaya geçmeden dosyayı sonlandırabilir. Kovuşturma başlamışsa ve uzlaşma mahkeme önüne geldikten sonra gerçekleşmişse, edimin derhâl yerine getirilmesi durumunda mahkeme davanın düşmesine karar verir; edim ileri tarihe bırakılmışsa durma kararı gündeme gelir.

Şikâyetten vazgeçince dava düşer mi?

Şikâyetten vazgeçmenin davayı düşürüp düşürmeyeceği, önce suçun şikâyete bağlı olup olmadığına göre belirlenir. Türk Ceza Kanunumuzun 73. maddesi gereğince kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarda, kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar görenin vazgeçmesi davayı düşürür. Bu nedenle basit tıbbî müdahale ile giderilebilen kasten yaralama dosyalarında, yani 86. maddenin ikinci fıkrası kapsamındaki olaylarda şikâyetten vazgeçme çok önemli sonuç doğurur. Ancak burada da bir incelik vardır: aynı maddede, vazgeçmenin onu kabul etmeyen sanığı etkilemeyeceği açıkça belirtilmiştir. Başka bir deyişle, vazgeçme tek taraflı beyan gibi görünse de ceza yargılamasındaki etkisi bazen karşı tarafın kabulüyle tamamlanır. Hüküm kesinleştikten sonraki vazgeçme ise cezanın infazını durdurmaz; bu da sık yapılan bir yanlışı düzeltir.

Buna karşılık şikâyete bağlı olmayan yaralama halleri bakımından vazgeçme, dosyayı kendiliğinden sona erdirmez. Örneğin suç eşe, boşandığı eşe, kardeşe veya silahla işlenmişse ya da yaralama artık basit tıbbî müdahale sınırını aşmışsa, kamu davası mağdurun beyanından bağımsız olarak yürüyebilir. Bu nedenle “şikâyetçi oldum ama sonra barıştım, dosya otomatik kapanır” düşüncesi her olay için geçerli değildir. Görüldüğü üzere, önce suçun hukuki niteliği tespit edilir; ardından vazgeçmenin etkisi belirlenir. Aile içi şiddet ya da nitelikli yaralama gibi durumlarda koruma tedbirleri ve kamu davası çoğu zaman kendi mecrasında ilerlemeye devam eder. Bu nedenle vazgeçme beyanının sonuçları, suçun 86/2 mi yoksa 86/3 ve devamı kapsamında mı kaldığına göre değişir.

Silahla kasten yaralama cezası nasıl artar?

Silahla kasten yaralama, kasten yaralamanın nitelikli hali(daha ağır yaptırıma bağlanan görünümü) olarak kabul edilir. Türk Ceza Kanunumuzun 86. maddesinin üçüncü fıkrasında sayılan haller arasında “silahla” işleme açıkça yer alır ve bu halde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca kanun, bu nitelikli halde şikâyet aranmayacağını da söyler. Buradaki “silah” kavramı yalnızca ateşli silah anlamına gelmez; saldırıda kullanılan aletin niteliğine göre bıçak, sopa, kırık şişe veya benzeri araçlar da somut olayın özelliklerine göre bu kapsamda değerlendirilebilir. Başka bir deyişle, gündelik hayatta silah olarak düşünülmeyen bazı eşyalar bile, saldırı aracı olarak kullanıldığında ceza hukukunda silah niteliği kazanabilir. Bu nedenle ceza artışı, yalnızca tabanca veya tüfek bulunan dosyalara özgü değildir.

Ceza hesabında yöntem şudur: mahkeme önce fiilin temel haline göre bir ceza belirler, ardından silahla işleme nedeniyle bu cezayı yarı oranında artırır. Eğer olay aynı zamanda başka ağır sonuçlar da doğurmuşsa, örneğin yaşamı tehlikeye sokmuş veya kemik kırığına yol açmışsa bu kez 87. madde hükümleri de gündeme gelir. Dolayısıyla silahla yaralama, tek başına ayrı bir suç değil; temel yaralamanın üzerine binen bir ağırlaştırıcı nedendir.

Uygulamada önemli olan bir başka nokta da uzlaşmadır. Çünkü 86. maddenin üçüncü fıkrası kapsamındaki yaralamalar, uzlaştırma kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu nedenle mağdur ile fail sonradan anlaşmış olsalar bile, ceza muhakemesi bakımından uzlaştırma yoluyla dosyanın kapanması kural olarak mümkün olmaz. Görüldüğü üzere silah, yalnızca delil veya olayın dramatik unsuru değil; hem ceza miktarını hem şikâyet rejimini hem de usulü doğrudan değiştiren belirleyici bir hukuki unsur niteliğindedir.

Kemik kırığında yaralama cezası nasıl artar?

Kemik kırığı veya çıkık, kasten yaralama dosyalarında en çok dikkat edilen tıbbi sonuçlardan biridir. Türk Ceza Kanunumuzun 87. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması hâlinde, ilgili ceza kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre yarısına kadar artırılır. Burada anahtar kavram, kırığın varlığı kadar onun mağdurun günlük yaşamına ve beden işlevlerine etkisidir. Başka bir deyişle, her kırık aynı oranda artış doğurmaz. Adli raporda basit bir çatlak ile ciddi işlev kaybı doğuran çok parçalı kırık arasında farklı ağırlık değerlendirmesi yapılır. Bu nedenle halk arasında kullanılan “kemik kırıldıysa ceza otomatik yarı artar” cümlesi tam olarak doğru değildir; kanun “yarısına kadar” diyerek artırım oranını rapordaki ağırlık düzeyine bağlamıştır.

Bu noktada illiyet bağı(sebep-sonuç ilişkisi) önem taşır. Mahkeme, kemik kırığının olaydan kaynaklanıp kaynaklanmadığını ve başka bir sebeple oluşup oluşmadığını da değerlendirmek zorundadır. Örneğin olay sonrasında düşme, eski sakatlık veya başka travmalar varsa bunlar rapor ve bilirkişi değerlendirmesiyle ayrıştırılır. Uygulamada çoğu dosyada önce temel yaralama cezası belirlenir; sonra eğer aynı olayın sonucu olarak kırık tespit edilmişse 87. maddenin üçüncü fıkrasına göre artırım yapılır.

Eğer dosyada ayrıca silahla işleme, eşe karşı işleme veya hayati tehlike gibi başka ağırlaştırıcı nedenler de varsa ceza hesabı daha da yükselir. Görüldüğü üzere kemik kırığı, yalnızca tıbbi bir bulgu değil; cezanın matematiğini doğrudan etkileyen hukukî bir neticedir. Bu sebeple darp raporu ile daha sonra alınan ayrıntılı ortopedi veya adlî tıp raporları arasında çelişki varsa, mahkeme çoğu zaman ek rapor alarak kesin sonuca gider.

Hayati tehlike varsa yaralama cezası ne olur?

Yaralamanın mağdurun yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olması, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamanın en önemli görünümlerinden biridir. Türk Ceza Kanunumuzun 87. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, yaralama mağdurun yaşamını tehlikeye sokan bir sonuca yol açmışsa, 86. maddeye göre belirlenen ceza bir kat artırılır. Ayrıca kanun, verilecek cezanın temel halden geliyorsa dört yıldan, üçüncü fıkradaki nitelikli hallerden geliyorsa altı yıldan az olamayacağını da söylemektedir. Başka bir deyişle burada yalnızca oran artışı değil, aynı zamanda bir alt sınır güvence sistemi vardır. Bu yönüyle hayati tehlike, kemik kırığına göre daha ağır sonuç doğurur. Örneğin bıçak darbesi, iç kanama, akciğer sönmesi, ciddi kafa travması veya yoğun bakım gerektiren durumlar, rapora göre yaşamı tehlikeye sokan hal olarak nitelendirilebilir.

Burada da belirleyici olan husus, mağdurun gerçekten ölme tehlikesi atlatıp atlatmadığı değil; tıbbi ve adlî değerlendirmeye göre yaşamı tehlikeye sokan bir durumun oluşup oluşmadığıdır. Görüldüğü üzere hukuk, günlük dildeki “çok ağır yaralandı” ifadesini değil; rapordaki teknik sonucu esas alır. Eğer aynı dosyada hem silahla işleme hem de hayati tehlike varsa, önce 86. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca nitelikli hal dikkate alınır; ardından 87. maddenin birinci fıkrasındaki ağır netice değerlendirilir. Bu da cezanın ciddi biçimde yükselmesine neden olabilir.

Öte yandan hayati tehlike raporu her zaman ilk muayenede netleşmeyebilir; ameliyat, yoğun bakım süreci ve ileri tetkikler sonrasında kesinleşen ek raporlar dosyanın yönünü değiştirebilir. Bu nedenle soruşturmanın başındaki geçici rapor ile kovuşturma aşamasındaki kesin adlî rapor arasında farklılık çıkması mümkündür. Sonuç olarak hayati tehlike, kasten yaralama dosyasını çoğu zaman basit darp algısından çıkarıp ağır ceza sonuçlarına yaklaştıran belirleyici eşiktir.

Kadına karşı darpta ceza artar mı?

Kadına karşı darp bakımından ceza artışı vardır; ancak bu artışın nasıl gerçekleştiği doğru anlaşılmalıdır. Türk Ceza Kanunumuzun 86. maddesinin ikinci fıkrasına eklenen cümle gereğince, basit tıbbî müdahale ile giderilebilen yaralama kadına karşı işlendiğinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz. Bu, özellikle “hafif yaralama” dosyalarında önem taşır. Başka bir deyişle, fiil BTM düzeyinde kalsa bile sırf mağdurun kadın olması, cezanın başlangıç eşiğini yükseltmektedir. Ancak her kadına karşı yaralamada ayrıca otomatik bir yarı oranında artırım varmış gibi düşünmek doğru değildir. Yarı oranında artırım, mağdurun kadın olmasından değil; kanunda ayrıca sayılan akrabalık veya ilişki biçimlerinden ya da silah gibi başka nitelikli hallerden doğar. Dolayısıyla “kadına karşı darpta ceza artar mı?” sorusunun cevabı evettir; fakat artışın türü somut olaya göre değişir.

Bu ayrım özellikle aile içi şiddet dosyalarında daha da görünür olur. Eğer mağdur kadın aynı zamanda eş veya boşandığı eş ise, bu kez 86. maddenin üçüncü fıkrasındaki nitelikli hal de gündeme gelir ve verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbirler, ceza davasından bağımsız biçimde istenebilir. Görüldüğü üzere ceza hukuku ile koruma hukuku burada iç içe çalışır.

Uygulamada çoğu kişi yalnızca hapis cezasına odaklanır; oysa uzaklaştırma, iletişim yasağı, konuta yaklaşmama ve benzeri tedbirler mağdurun güvenliği bakımından en az ceza kadar önemlidir. Bu nedenle kadına karşı darp dosyalarında hem 86. maddedeki yaptırım düzeni hem de 6284 sayılı Kanun’un koruma mantığı birlikte düşünülmelidir. Böylece yalnızca failin cezalandırılması değil, mağdurun tekrar şiddete maruz kalmasının önlenmesi de hedeflenmiş olur.

Eşini darp etmenin cezası nedir?

Eşe karşı yaralama, Türk Ceza Kanunumuzun 86. maddesinin üçüncü fıkrasında açıkça nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Üstelik bu bent artık sadece resmî eşe değil, boşandığı eşe karşı işlenen yaralamayı da kapsar. Kanun, üstsoya, altsoya, eşe, boşandığı eşe veya kardeşe karşı işlenmesi hâlinde verilecek cezanın yarı oranında artırılacağını ve bu halde şikâyet aranmayacağını söylemektedir. Başka bir deyişle, eşini darp eden kişinin cezası önce fiilin temel niteliğine göre belirlenir; ardından aile ilişkisi nedeniyle ceza yükseltilir. Eğer yaralama basit tıbbî müdahale ile giderilebilecek ölçüdeyse bile, eşe karşı işlenmiş olması dosyayı sıradan bir 86/2 dosyasından çıkarır. Bu nedenle aile içindeki darp, çoğu zaman sanığın düşündüğünden daha ağır hukukî sonuç doğurur.

Öte yandan eşe karşı yaralama yalnızca ceza miktarı bakımından değil, usul bakımından da farklılık yaratır. Şikâyetten vazgeçme çoğu olayda kamu davasını bitirmez; ayrıca 6284 sayılı Kanun çerçevesinde uzaklaştırma, iletişim yasağı, konuttan çıkarma, silahın kolluğa teslimi gibi önleyici tedbirler gündeme gelebilir. Başka bir deyişle, ceza davası bir yandan sürerken koruma tedbirleri diğer yandan devreye alınabilir. Eğer eşe karşı yaralama aynı zamanda silahla işlenmiş, kemik kırığı doğurmuş veya hayati tehlike yaratmışsa bu kez 87. madde hükümleri de ayrıca uygulanabilir. Görüldüğü üzere “eşini darp etmenin cezası nedir?” sorusu tek rakamla cevaplanamaz; temel ceza, nitelikli hal ve ortaya çıkan sonucun ağırlığı birlikte dikkate alınır. Aile içi şiddet dosyalarında mahkemenin bakışı, sıradan sokak kavgasına göre çok daha hassastır.

Darp raporu nasıl alınır, nereden alınır?

Darp raporu, ceza soruşturmasında yaralanmanın varlığını ve derecesini belgelendiren en önemli tıbbi araçlardan biridir. En yakın karakol veya savcılığa başvurulduğunda mağdur hastaneye sevk edilir ve burada adli muayene raporu(darp raporu) düzenlenir. Aynı şekilde kişi doğrudan tedavi için hastaneye başvurursa da sağlık görevlileri durumu kolluğa bildirerek adli sürecin başlamasını sağlayabilir. Başka bir deyişle, rapor almak için önce mutlaka karakola gitme zorunluluğu yoktur; ancak kolluk başvurusu süreci daha düzenli yürütür. Bu nedenle olaydan hemen sonra hastaneye gitmek, hem sağlık hem ispat bakımından önemlidir.

Uygulamada darp raporu çoğunlukla kamu hastanesinin acil servisinde, adlî muayene yapmaya yetkili sağlık birimlerinde veya gerekli hâllerde adlî tıp sürecinde alınır. Öte yandan raporun gücü, zamanında alınmasına bağlıdır. Morluk, şişlik, sıyrık, yumuşak doku hassasiyeti veya kırık gibi bulgular zaman geçtikçe silikleşebilir. Bu nedenle yaralanma hemen fark edilmemiş olsa bile mümkün olan en kısa sürede muayene olmak önem taşır. Görüldüğü üzere darp raporu yalnızca “kâğıt almak” değildir; olayın basit tıbbî müdahale düzeyinde mi kaldığını, kemik kırığı bulunup bulunmadığını, hayati tehlike oluşup oluşmadığını ve dolayısıyla hangi ceza maddesinin uygulanacağını doğrudan etkiler. Bu nedenle ilk başvuruda olayın ne şekilde meydana geldiğini açık, tutarlı ve eksiksiz biçimde anlatmak da en az muayene kadar önemlidir.

Karşılıklı kavga olursa iki tarafa da ceza olur mu?

Karşılıklı kavga hâlinde iki tarafa da ceza verilmesi mümkündür. Çünkü ceza hukuku “kavga çıktı” gibi toplu bir ifadeye değil, her kişinin kendi fiiline bakar. Bir taraf diğerine yumruk attıysa onun fiili ayrı; karşı taraf karşılık verip yaraladıysa onun fiili ayrıdır. Bu nedenle mahkeme, her sanığın eylemini ayrı ayrı değerlendirir. Görüldüğü üzere karşılıklı kavga, suçun ortadan kalktığı özel bir alan değildir. Özellikle her iki tarafın da darp raporu aldığı olaylarda, dosya çoğu zaman çapraz şikâyet ve çapraz sanıklık şeklinde yürür. Ancak fiillerin ağırlığı aynı olmayabilir; bir taraf basit tıbbî müdahale ile giderilebilir yaralama oluştururken, diğer taraf silahla yaralama veya kemik kırığına neden olmuş olabilir. Bu durumda cezalar da aynı olmaz.

Bununla birlikte her karşılıklı kavga dosyasında iki taraf da mutlaka cezalandırılır denemez. Türk Ceza Kanunumuzun 25. maddesi uyarınca, kişiye yönelmiş haksız saldırıyı o anda ve orantılı biçimde defetmek için işlenen fiillerde meşru savunma söz konusu olabilir ve bu halde ceza verilmez. Öte yandan 29. madde gereğince, haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elem etkisi altında işlenen suçlarda haksız tahrik indirimi uygulanabilir. Başka bir deyişle, kavganın kimin başlattığı, kimin ne ölçüde saldırdığı, savunmanın sınırının aşılıp aşılmadığı ve tarafların kast derecesi belirleyici olur. Uygulamada “o da bana vurdu” savunması tek başına yeterli değildir; savunmanın gerçekten savunma olup olmadığı incelenir. Bu nedenle karşılıklı kavga dosyalarında kamera kaydı, tanık anlatımı ve raporlar özellikle belirleyici delillerdir.

Av. Muhammet Ali BEYHAN

Kültür Mah. Mithatpaşa Cad. No: 71/4 Çankaya/ANKARA
0 (543) 454 11 49
Black Minimalist Modern Attorney Law Logo 1080 x 1080 piksel
Scroll to Top