
Tanıklıktan çekinme, ceza yargılamasında kanunun belirlediği yakınlık, meslek sırrı veya suçlayıcı soru nedeniyle kullanılabilen bir haktır.
Tanık olarak çağrılmak, dosyada sanık olmak anlamına gelmez. Bununla birlikte hangi konuda bilgi istendiği, şüpheli veya sanıkla ilişkinin niteliği ve açıklamanın kişiyi ceza sorumluluğuyla karşılaştırıp karşılaştırmayacağı önem taşır. Çekinme hakkının kullanılması, çağrıya uyma, kimlik bilgilerini doğru verme ve söylenenlerin gerçeğe uygun olması konularından ayrı değerlendirilmelidir.
Ceza davasında tanıklıktan çekinme hakkı ve yakınlık koşulları
Tanıklık, adli makamların olay hakkındaki bilgi ve görgüye başvurmasını sağlayan bir görevdir. Kanun bazı ilişkileri korumak amacıyla bu göreve istisna getirir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 45. maddesi uyarınca şüpheli veya sanığın nişanlısı, evlilik sona erse bile eşi, kan veya kayın hısımlığından üstsoyu ve altsoyu çekinebilir. Üçüncü derece dahil kan ve ikinci derece dahil kayın hısımları ile aralarında evlatlık bağı bulunanlar da kapsamdadır. Soruşturma ve kovuşturmayı kapsayan bu düzenleme, yalnız duruşmada ilk kez ortaya çıkan bir hak değildir.
Yakınlık derecesi gündelik dildeki akrabalık adlarına göre gelişigüzel belirlenmez. Türk Medeni Kanunu’nun 17 ve 18. maddeleri kapsamında kan hısımlığı, kişileri birbirine bağlayan doğum sayısıyla hesaplanır; eşin kan hısımları aynı tür ve dereceden kayın hısımıdır. Kardeş ikinci, amca, dayı, hala, teyze ve yeğen üçüncü derece kan hısımıdır. Kuzen ise dördüncü derecededir ve sırf bu yakınlıkla çekinemez. Üstsoy ve altsoy için ayrıca sayılan koruma, yansoydaki derece sınırlarıyla karıştırılmamalıdır.
Boşanma, eski eş bakımından belirtilen hakkı kaldırmaz. Kayın hısımlığı da onu meydana getiren evlilik bitince kendiliğinden sona ermez. Ancak yakın arkadaşlık veya birlikte çalışmak, kanunda sayılan aile bağının yerine geçmez. Nişanlılık ileri sürülüyorsa mevcut ilişkinin bu niteliği açıklanmalıdır; yalnız kişinin kullandığı bir sıfatla yetinilmez. Ayrıca ölçüt, kural olarak şüpheli veya sanıkla olan bağdır. Sadece mağdurun yakını olmak bütün dosyalarda aynı çekinme hakkını sağlamaz. Başka bir çekinme sebebi varsa onun şartları ayrıca incelenir.
Hak sahibi tanıklık yapmak isteyebilir; yakınlık, kişinin kesinlikle dinlenemeyeceği anlamına gelmez. Kullanılacak tercih, hakkın açıklanmasından sonra serbestçe bildirilmelidir. Tanıklıktan çekinmek, suçun işlenmediğini kabul etmek veya şikâyeti geri almak değildir. Ceza soruşturması ve kovuşturması içinde tanığın konumu, mağdurun talebinden ve sanığın savunmasından ayrı tutulur.
Avukat, hekim ve diğer mesleklerde sır nedeniyle çekinme
Mesleki faaliyet nedeniyle öğrenilen bilgiler, yakınlık bulunmasa da özel korumaya konu olabilir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 46. maddesi kapsamında avukatların, stajyerlerinin ve yardımcılarının bu sıfatları veya üstlendikleri yargı görevi nedeniyle öğrendikleri bilgiler bakımından çekinme hakkı vardır. Hekimler, diş hekimleri, eczacılar, ebeler ve yardımcıları ile diğer tıp meslek veya sanatları mensupları da hastaları ve hasta yakınları hakkında meslekleri dolayısıyla öğrendikleri bilgiler yönünden korunur. Mali işlerde görevlendirilmiş müşavirler ve noterler için hizmet verilen kişiyle ilgili mesleki bilgi esas alınır.
Bu düzenlemede yalnız meslek unvanına bakılarak sonuç kurulamaz. Bilginin hangi ilişki içinde öğrenildiği belirlenmelidir. Mesleğin yürütülmesi sırasında edinilen bir bilgi ile kişinin mesleğinden bağımsız olarak tanık olduğu olay aynı değildir. Çekinme talebinde mesleki ilişkiyi, görevin kapsamını ve sorunun neden bu ilişkiyle bağlantılı olduğunu göstermek gerekir. Bunun için korunmak istenen sırrın tamamını daha baştan açıklamak zorunluymuş gibi davranılmamalıdır. Hangi bilgilerin açıklanabileceğiyle hangi soruların koruma kapsamında kaldığı dosya üzerinden ayrılmalıdır.
İlgilinin rızasının etkisi bütün mesleklerde aynı değildir. Anılan maddenin avukatlar, stajyerler ve yardımcılarına ilişkin grubunda, ilgilinin izin vermesi çekinme hakkını ortadan kaldırmaz. Diğer sayılan meslek gruplarında ise ilgilinin rızası varsa bu hükme dayanılarak çekinilemez. Dolayısıyla hastanın açıklamaya izin vermesi ile müvekkilin izin vermesi eşit sonuç doğurmaz. Rızanın kim tarafından, hangi bilgiler ve hangi işlem için verildiği anlaşılmalıdır. Genel ve belirsiz bir onaydan, her türlü mesleki bilginin sınırsız açıklanabileceği sonucu çıkarılmamalıdır.
Meslek mensubunun çekinme gerekçesi, tanık çağrısını yok saymasına veya mesleki ilişki dışında kalan tüm soruları cevapsız bırakmasına otomatik dayanak olmaz. Avukatın görevleri ve mesleki konumu bakımından sırla ilişkili bilgi, üstlenilen iş ve tanıklık konusu arasındaki bağ açık tutulmalıdır. Ayrıca bir bilgiyi tanık olarak anlatma yükümlülüğü ile özel kanunlardan doğabilecek bildirim yükümlülükleri farklı meselelerdir. Talebin reddedilmesi veya kısmen kabul edilmesi halinde, kararın hangi sorulara ilişkin olduğu tutanakta belirlenmeli; korumanın kapsamı belirsiz bırakılmamalıdır.
Kendisini veya yakınlarını suçlayabilecek sorulara cevap vermeme
Tanığın bütün anlatımdan çekinmesini sağlayan bir yakınlık bulunmasa bile belirli bir soruya cevap vermeme hakkı doğabilir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 48. maddesi uyarınca tanık, kendisini veya kanunda belirtilen yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikteki soruları yanıtlamaktan çekinebilir. Bu hakkın önceden bildirilmesi gerekir. Koruma, tanığın kendisini suçlayıcı bilgi vermeye zorlanmasını önler. Ancak her rahatsız edici, utandırıcı veya davanın sonucunu etkileyebilecek soru, yalnız bu özellikleri nedeniyle aynı kapsamda kabul edilmez; ceza sorumluluğuyla bağlantı incelenir.
Yakınlık nedeniyle tanıklığın tamamından çekinme ile soruya özgü koruma arasındaki fark uygulamada önemlidir. Kendisini suçlayabilecek bir soruyu yanıtlamayan kişi, bu tehlikeyi taşımayan diğer konularda tanıklık yükümlülüğünden bütünüyle kurtulmuş sayılmaz. Hangi sorunun hangi sebeple cevaplanmadığı açıklanmalı ve tutanağa geçirilmelidir. Gerekçe gösterilirken hakkın koruduğu suçlayıcı açıklamanın peşinen yapılması istenmemelidir. Sırf çekinme bildirilmesinden suçun kabul edildiği sonucu da çıkarılamaz.
Tanık sıfatıyla çağrılan kişinin kendi eylemine ilişkin suç şüphesi bulunduğu anlaşılırsa, yalnız tutanağın başlığında tanık yazması yeterli değildir. Şüpheli veya sanığın kendi eylemi için tanık gibi dinlenmesiyle savunma güvenceleri ortadan kaldırılamaz. Diğer kişilerin eylemleri hakkında bilgi istenmesi ise ayrı değerlendirilir; kişinin soruşturmayla bağlantısı yemin ve cevap vermeme hükümleri bakımından önem taşır. Ankara ceza avukatı tarafından yapılacak dosya incelemesinde kişinin gerçek usuli sıfatı, yöneltilen soru ve muhtemel isnadın kapsamı birlikte ele alınabilir. Sıfatın anlaşılması, hangi hakların hatırlatılacağını da belirler.
Cevap vermeme hakkı, kimlik hakkında yanlış beyanda bulunma veya hatırlanmayan bir olayı biliyormuş gibi anlatma yetkisi sağlamaz. Tanık gördüğü, başkasından duyduğu ve bilmediği hususları birbirinden ayırmalıdır. Bir sorunun anlamı açık değilse açıklanmasını istemek, tahmine dayalı cevap vermekten farklıdır. Tutanakta cevap vermeme gerekçesi yerine farklı bir ifade yer alıyorsa bu durum işlem sırasında belirtilmelidir. Doğru usul, mevcut hakkı açıkça kullanmak ve hangi sorunun koruma kapsamında kaldığını yetkili makamın değerlendirmesine sunmaktır.
Çekinme beyanı nasıl verilir, hangi belgeler gerekir?
Çekinme beyanı, soruşturma veya dava dosyasını yürüten yetkili makama yöneltilmelidir. Soruşturma aşamasında savcılık, kovuşturmada ilgili mahkeme ve dosya numarası doğru belirlenmelidir. Duruşmada sözlü açıklama yapılıp tutanağa geçirilmesi mümkündür; yazılı dilekçede ise kimlik, dosya bilgisi, tanıklık çağrısı ve çekinmenin dayanağı açıkça gösterilir. Talep, aile ilişkisine mi, mesleki sırra mı yoksa belirli bir suçlayıcı soruya mı dayanıyorsa buna göre somutlaştırılmalıdır.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 49. maddesi gereğince mahkeme başkanı, hâkim veya Cumhuriyet savcısı gerekli gördüğünde çekinmenin dayanağını oluşturan olguların bildirilmesini isteyebilir; gerektiğinde bu hususta yemin verdirilebilir. Yakınlık ilişkisinde nüfus kaydı veya ilgili aile ilişkisini gösteren belge, mesleki ilişkide görevin ve öğrenme biçiminin açıklanması önem taşıyabilir. Her durumda aynı belge zorunlu değildir. Belgenin dosyaya sunulmasının amacı, tanığın olay hakkındaki anlatımını peşinen almak değil, ileri sürdüğü yasal sebebin gerçekten bulunup bulunmadığını değerlendirmektir. Belgede gereksiz üçüncü kişi bilgisi bulunmamasına da dikkat edilmelidir.
Dinlenmeden önce çekinme hakkının açıklanması gerekir. Tanık hangi seçeneklere sahip olduğunu anlamadan verdiği bir cevabın, bilgilendirilmiş bir tercih olduğu varsayılmamalıdır. Hak bildirimi, tanığın tercihi ve varsa karar tutanakta izlenebilir olmalıdır. İfade alınırken de çekinme hakkı kullanılabilir; dinlemenin başlamış olması her durumda hakkın kaybolduğu anlamına gelmez. İşlem sonunda tutanak okunmalı, açıklamanın anlamını değiştiren eksiklik veya yanlışlık varsa düzeltilmesi istenmelidir.
Savcılıktaki soruşturma numarası ile mahkemenin esas numarası farklı olabileceğinden, iddianamenin kabulü ve ceza davasının başlaması sonrasında dosyanın hangi makamda bulunduğu kontrol edilmeli, dilekçenin gönderildiğini gösteren kayıt saklanmalıdır. Bir avukata veya karşı tarafa haber vermek, talebin yetkili adli makama ulaştığını tek başına kanıtlamaz.
Mahkeme çağrısı, mazeret ve duruşmaya gitmemenin sonuçları
Çekinme hakkı bulunan tanığın, çağrıya uymayabileceği varsayımı risklidir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 43. maddesinde tanıkların çağrı kâğıdıyla çağrılması ve gelmemenin sonuçlarının bildirilmesi düzenlenir. Telefon, faks veya elektronik posta gibi araçlarla çağrı da mümkündür; ancak çağrı kâğıdına bağlanan sonuçlar bu durumda uygulanmaz. Tutuklu işlerde nedenleri kararda gösterilerek zorla getirme kararı verilebilmesi ayrı bir hükümdür. Bu nedenle çağrının yöntemi, içeriği ve dosyadaki karar birlikte incelenir; her telefon görüşmesinin veya her çağrı belgesinin aynı sonucu doğurduğu söylenemez.
Anılan Kanun’un 44. maddesi uyarınca usulüne uygun çağrıldığı halde mazeret bildirmeden gelmeyen tanık zorla getirilebilir ve gelmemesinden doğan giderler kendisinden alınabilir. Daha sonra gelmemeyi haklı gösteren sebepler bildirilirse giderlerin kaldırılması söz konusu olur. 7331 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile getirilen iletişim araçlarıyla zorla getirme kararının bildirilmesi, sıradan telefon çağrısıyla karıştırılmamalıdır. Bildirimin hangi işleme ait olduğu dosyadan anlaşılmalıdır.
Hastalık veya başka ciddi bir engel varsa mazeret gecikmeden ve mümkünse belgesiyle çağrıyı yapan makama bildirilmelidir. Dilekçede duruşma günü, engelin neden katılımı önlediği ve ulaşılabilecek bilgiler yer almalıdır. Mazeret gönderilmesi, kabul edildiği anlamına gelmez; dosyadaki değerlendirme takip edilmelidir. Benzer biçimde çekinme dilekçesi vermek de mahkemece yapılan çağrıyı kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Hukuk davalarında bulunan farklı usul düzenlemeleri, ceza dosyasına doğrudan uygulanamaz.
Başka şehirde yaşayan kişinin nerede ve nasıl dinleneceğine adli makam karar verir. İstinabe yoluyla işlem yapılması hakkında talep sunulabilir; fakat talep sonucunun beklenmesi sırasında mevcut çağrı kendiliğinden geçersiz hale gelmez. Çağrı belgesi ve kimlik hazır bulundurulmalı, dinleme yeri ve saati kontrol edilmelidir. Tanığa, kaybettiği zaman ve gerekli yol, kalma ve beslenme giderleri bakımından kanuni koşullarla ödeme yapılabilmesi de mümkündür. Giderlerin karşılanmasını istemek, çekinme hakkını kullanmaktan veya mazeret bildirmekten ayrı bir taleptir ve ilgili belgelerle açıklanmalıdır.
Çocuk tanık, kanuni temsilci ve yeminden çekinme hakkı
Çocuk olmak tek başına kişinin olay hakkında hiçbir şekilde dinlenemeyeceğini göstermez. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 45. maddesinin ikinci fıkrasında, yaş küçüklüğü veya belirtilen zihinsel durumlar nedeniyle çekinmenin önemini anlayamayanların kanuni temsilcilerinin rızasıyla dinlenebilmesi düzenlenmiştir. Buradaki ölçüt yalnız on sekiz yaşından küçük olmak değildir; kişinin çekinme hakkının anlamını kavrayabilmesi ayrıca değerlendirilir. Dinlemenin koşulları, çocuğun durumu ve soruşturma ya da davadaki sıfatı dikkate alınarak belirlenir.
Kanuni temsilci şüpheli veya sanıksa, çocuğun çekinmesi konusunda karar veremez. Çocuğun yararıyla temsilcinin menfaati çatıştığında bağımsız temsil ihtiyacı incelenir. Türk Medeni Kanunu’nun 426. maddesinde çıkar çatışması halinde temsil kayyımı atanmasına ilişkin düzenleme bulunur. Kanuni temsilci, kayyım ve dosyada görev yapan avukatın görevleri birbirinin aynısı değildir. Çocuğa bir avukat görevlendirilmiş olması, temsil konusunda ortaya çıkan her çatışmayı kendiliğinden çözmüş sayılmaz. Hangi kişinin hangi konuda karar vermeye yetkili olduğu açıklığa kavuşturulmadan çocuğun dinlenmesine ilişkin rıza geçerli kabul edilmemelidir.
Yemin bakımından farklı bir yaş sınırı vardır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 50. maddesi gereğince dinlenme sırasında on beş yaşını doldurmamış olanlar yeminsiz dinlenir. Yeminin anlamını kavrayamayanlar ile maddede sayılan suç bağlantısı bulunan şüpheli, sanık veya hükümlüler için de yeminsiz dinleme hükümleri vardır. On beş yaşını doldurmamak ile çekinme hakkının önemini anlayamamak aynı ölçüt değildir. Ayrıca mağdurun tanık olarak dinlenmesinde yemin dışındaki tanıklık hükümlerinin uygulanması ayrı düzenlemedir. Yemin verilmemesi, beyanın serbestçe değiştirilebileceği veya gerçeğe uygunluk yükümlülüğünün bulunmadığı anlamına gelmez.
Yakınlık nedeniyle çekinebileceği halde tanıklık yapmak isteyen kişi açısından da yemin ayrıca ele alınır. Aynı Kanun’un 51. maddesinde, bu kişiye yemin verilip verilmemesi hâkim veya mahkemenin takdirine bırakılır; tanığın yeminden çekinebileceğinin bildirilmesi gerekir. Tanıklık yapmayı kabul etmek, bu ayrı hakkın kendiliğinden kaybedilmesi değildir. Asliye ceza yargılamasında hakların takibi sırasında hak bildirimi, temsil koşulları ve yemin işlemi birlikte kontrol edilmelidir. Özellikle çocuklarda bir işlemin usulen yapılmış görünmesiyle onun anlamının gerçekten anlaşılması farklıdır; tutanak, değerlendirmeyi ve kullanılan tercihi açıklayacak yeterlilikte olmalıdır.
İfade verdikten sonra çekinme ve önceki beyanın durumu
Çekinme hakkı bulunan kişinin daha önce konuşmuş olması, sonraki aşamada hiçbir zaman çekinemeyeceği anlamına gelmez. Dinleme sırasında da bu hakkın kullanılabilmesi mümkündür. Önceki tutanağın dosyada bulunmasıyla duruşmada delil olarak okunabilmesi farklı konulardır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 210. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, çekinme hakkı bulunan kişi duruşmada bu hakkı kullandığında önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz. Bu düzenleme, hakkın yalnız yeni soruların sorulmamasıyla sınırlı olmadığını gösterir.
Önceki ifadeyi geri almak istediğini söyleyen herkesin durumu aynı değildir. Öncelikle kişinin yasal çekinme sebebi bulunup bulunmadığı, bu hakkı hangi aşamada kullandığı ve önceki işlemin nasıl yapıldığı belirlenir. Sırf anlatımının sonuçlarından memnun olmamak, hukuken tanıklıktan çekinme sebebi oluşturmaz. Buna karşılık kanuni hakkın kullanılması, anlatımın mutlaka yalan olduğunun kabulü şeklinde yorumlanamaz. Kişi tutanaktaki yanlışlığı düzeltmek istiyorsa, hangi ifadenin neden hatalı olduğunu açıklamalıdır. Düzeltme talebi, çekinme hakkı ve gerçeğe aykırı tanıklık iddiası ayrı usuli meselelerdir.
Unutulan bir hususun hatırlatılması veya iki anlatım arasındaki çelişkinin giderilmesi için önceki ifadenin okunması da başka bir düzenlemedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 212. maddesindeki imkân, duruşmada yasal çekinme hakkı kullanıldığında getirilen özel yasağı etkisiz bırakacak genel bir izin gibi uygulanamaz. Tanık kendisine ait olmayan bir değerlendirmeyi benimsemeye zorlanmamalı; hatırlamadığı ayrıntıları tamamlamak için tahmin üretmemelidir.
Tanığın çekinmesi, diğer hukuka uygun delilleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Mahkeme kalan delilleri ve suçun ispatlanıp ispatlanmadığını değerlendirir; sonuç otomatik mahkûmiyet veya beraat değildir. Ceza dosyasındaki rapor ve maddi olguların değerlendirilmesi bakımından da tek bir beyana gereğinden fazla sonuç bağlanmamalıdır. Birden çok kişinin yer aldığı dosyada tanıklığın kapsamı ve hangi anlatımın kullanılabileceği somut işlem üzerinden incelenir. Önceki tutanağın dosyadan fiziksel olarak çıkarılmasıyla okunmasının yasak olması aynı talep değildir; başvuruda hangi usul hatasının ileri sürüldüğü açıkça belirtilmelidir.
Sebepsiz çekinme, disiplin hapsi ve karara itiraz yolu
Kanunun tanıdığı çekinme hakkının kullanılması ile hiçbir yasal neden olmadan tanıklığın reddedilmesi farklı sonuçlar doğurur. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 60. maddesinde, sebepsiz biçimde tanıklıktan veya yeminden çekinen kişi hakkında giderlere hükmedilebilmesi ve yükümlülüğün yerine getirilmesi için disiplin hapsi düzenlenmiştir. Bu hapis, dava hakkında hüküm verilinceye kadar ve her halde üç ayı geçmemek üzere uygulanabilir. Üç ay, her tanığa otomatik verilecek sabit süre değildir. Yasal çekinme nedeni bulunan kişiye sırf bu hakkını kullandığı için aynı yaptırım uygulanamaz.
Tanık yükümlülüğüne uygun davrandığında derhal serbest bırakılır. Aynı işte bu tedbirler alınıp süreler bütünüyle uygulandıktan sonra yeniden tekrar edilemez. Soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimi ile naip hâkim ve istinabe olunan mahkemenin yetkileri de ilgili hükümde gösterilmiştir. Kararın kim tarafından, hangi gerekçeyle ve hangi yükümlülük için verildiği incelenmelidir. Ayrıca kişinin yükümlülüğüne uygun davrandığını gösteren tutanak veya kayıt varsa bunlar sunulmalı, serbest bırakılma talebinin gerekçesi açıklanmalıdır.
Disiplin hapsi kararına itiraz edilebilir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 268. maddesindeki genel süre, kararın öğrenildiği günden itibaren iki haftadır; başvuru kararı veren makama dilekçeyle veya tutanağa geçirilmek üzere beyanda bulunularak yapılır. 7499 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle eklenen geçiş düzenlemesi nedeniyle 1 Haziran 2024 öncesindeki kararlar bakımından eski hükümler ayrıca dikkate alınır. İtirazda yakınlık veya meslek ilişkisinin gözden kaçırılması, sorunun suçlayıcı niteliği ya da sürenin sınırları gibi somut nedenler gösterilmelidir. Başvurunun infazı kendiliğinden durdurduğu varsayılmamalıdır.
Çekinmek yerine yalan söylemek hukuka uygun çözüm değildir. Türk Ceza Kanunu’nun 272. maddesinde yalan tanıklık suçu düzenlenir; 273. maddedeki belirli indirim veya cezasızlık olanakları herkese otomatik bağışıklık sağlamaz. Tanığa baskı veya tehdit yöneltilmesi halinde olay ve mevcut deliller yetkili makama bildirilmelidir. Tehdit bulunmasıyla bütün dosyalarda kendiliğinden gizli tanık statüsü kazanılmaz. Haklı çekinme, güvenlik ihtiyacı ve gerçeğe uygun anlatım ayrı değerlendirilerek gerekli talepler açıkça sunulmalıdır.
Av. Muhammet Ali BEYHAN
Bu konuda sorunuz mu var?
Bu yazının konusuyla ilgili genel nitelikteki sorunuzu aşağıdaki formdan iletebilirsiniz. Sorular yayımlanmadan önce incelenir; yalnız yanıtlanan sorular bu bölümde görünür.
