Araç mahrumiyet tazminatı nedir?
Araç mahrumiyet tazminatı (araçtan yoksun kalma tazminatı), bir trafik kazası veya başka bir haksız fiil nedeniyle hasar gören aracın, onarım süresince kullanılamamasından doğan kullanım kaybının parasal karşılığıdır. Başka bir deyişle, zarar görenin aracını fiilen kullanamaması sebebiyle katlandığı “kullanım mahrumiyeti” zararı tazmin edilmek istenir.
Bu tazminat kalemi, çoğu kez “onarım bedeli” ve “değer kaybı” ile karıştırılır. Oysa onarım bedeli, aracın eski hale getirilmesi için yapılan masrafı; değer kaybı, aracın kazadan sonra ikinci el piyasasında uğradığı düşüşü ifade eder. Araç mahrumiyet tazminatı ise bunlardan bağımsız biçimde, aracın serviste kaldığı süre boyunca günlük hayatın/işin aksaması nedeniyle doğan bir zarar kalemidir.
Türk hukukunda bu talebin temel dayanağı, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin genel hükümler çerçevesinde “tam tazmin ilkesi”dir. Zarar verenin kusuru(kınanabilir davranış) ve fiilin hukuka aykırılığı ile ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağı(sebep-sonuç ilişkisi) bulunduğunda, zarar görenin malvarlığındaki eksilmenin giderilmesi amaçlanır. Bu çerçevede 6098 sayılı TBK’nın 49. maddesi uyarınca, kusurlu ve hukuka aykırı fiille verilen zararın giderilmesi yükümlülüğü doğar.
Görüldüğü üzere araç mahrumiyet tazminatı, “araç kiralandı mı kiralanmadı mı” tartışmasından önce, bir zarar kalemi olarak kullanım kaybının varlığını kabul eden genel sorumluluk mantığına dayanır. Uygulamada miktar ve gün hesabı çoğu kez bilirkişi incelemesiyle netleştirilir.
Araç mahrumiyet tazminatı nasıl hesaplanır?
Araç Mahrumiyet Tazminatı Hesapla
Aracınızın onarımda kaldığı süre boyunca hak ettiğiniz mahrumiyet bedelini hesaplayın.
Toplam Araç Mahrumiyet Tazminatı₺0,00
Araç segmenti
—
Günlük kiralama bedeli
—
Yaş indirimi
—
İndirimli günlük bedel
—
Onarım süresi
—
Brüt toplam
—
Kusur düşümü
—
NET TAZMİNAT
—⏱️ Yasal Faiz Hesabı
%
Bu hesaplama tahmini niteliktedir ve bilgilendirme amaçlıdır. Kesin
mahrumiyet tazminatı bedeli mahkeme kararı, bilirkişi raporu ve somut olay
değerlendirmesiyle belirlenir. Hukuki danışmanlık için bir avukatla görüşmenizi
öneririz.
Araç Mahrumiyet Tazminatı Hesapla
Aracınızın onarımda kaldığı süre boyunca hak ettiğiniz mahrumiyet bedelini hesaplayın.
Araç mahrumiyet tazminatı hesaplanırken temel fikir şudur: Zarar gören, aracı serviste kaldığı günler boyunca benzer nitelikte bir aracı kullanmak isteseydi, piyasada hangi bedelle kiralayabilirdi? Bu nedenle uygulamada hesap, çoğu kez “makul mahrumiyet süresi × emsal günlük kiralama bedeli” formülü üzerinden kurulmaktadır.
Emsal günlük kiralama bedeli belirlenirken aracın segmenti, marka-modeli, kullanım amacı ve bulunduğu yerin piyasa koşulları dikkate alınır. Bazen aynı ilçede/ildeki araç kiralama rayiçleri, bazen daha geniş bir bölgedeki ortalamalar esas alınır. Burada amaç, zarar göreni zenginleştirmeden, gerçekçi bir kullanım bedeline ulaşmaktır.
Hesaplamada kusur oranı da kritik rol oynar. Kazaya sebep olan taraf %100 kusurluysa, tazminat tam olarak ona yüklenir; kusur paylaşımlıysa, tazminat kusur oranına göre indirgenir. Ayrıca bazı bilirkişi raporlarında, araç kullanılmadığı günler bakımından “tasarruf edilen giderler” (yakıt, otoyol, park vb.) belirli oranlarda dikkate alınarak hakkaniyet indirimi yapılabildiği görülür; bu indirim, dosyaya ve bilirkişi yöntemine göre değişkenlik gösterebilir.
İspat boyutu da hesaplamanın ayrılmaz parçasıdır. 6098 sayılı TBK’nın 50. maddesi uyarınca zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispatla yükümlüdür; zarar miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve alınan önlemleri göz önünde tutarak zarar miktarını hakkaniyete uygun biçimde belirleyebilir.
Bu nedenle uygulamada, servis kayıtları ve onarım belgeleriyle gün sayısı; emsal kiralama araştırmaları ve bilirkişi incelemesiyle de günlük bedel somutlaştırılır.
Araç mahrumiyet tazminatı kimden istenir?
Araç mahrumiyet tazminatı kural olarak kazada kusurlu olan taraftan istenir. Trafik kazalarında sorumluluk yalnızca sürücüyle sınırlı değildir; aracın “işleten”i (aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere fiilen işleten kişi) ile araç sahibi de çoğu durumda sorumluluk zincirinde yer alır. Bu nedenle talep, olayın özelliklerine göre sürücüye, işletene ve araç sahibine yöneltilebilir.
Trafik kazalarına özgü olarak 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. maddesi uyarınca işletenin hukuki sorumluluğu, motorlu aracın işletilmesiyle bir kimsenin ölümü, yaralanması veya bir şeyin zarara uğraması halinde doğar. Uygulamada bu hüküm, zarar görenin yalnızca sürücüye değil, işleten/araç sahibi hattına da başvurabilmesini güçlendirir.
Kusur oranları (örneğin %100, %75–%25 gibi) araç mahrumiyet tazminatında da belirleyicidir. Zarar görenin kendi kusuru varsa, tazminat buna göre indirilebilir; ayrıca zarar görenin zararı artırmama yükümlülüğüne aykırı davranışları da (örneğin makul onarım yerine gereksiz gecikmeye yol açmak) tazminatı etkileyebilir.
Birden fazla aracın karıştığı kazalarda, her bir sorumlunun kusur oranı ve sorumluluk türü dikkate alınarak paylaştırma yapılır. Öte yandan kazaya sebep olan araç bir şirket aracıysa ve sürücü iş görme sırasında hareket etmişse, olayın şartlarına göre işverenin sorumluluğuna gidilmesi ihtimali de gündeme gelebilir; burada hangi hukuki ilişkinin kurulduğu (hizmet ilişkisi, kiralama, uzun süreli tahsis vb.) ayrıca önem taşır.
Sonuç olarak “kimden istenir?” sorusunun pratik cevabı şudur: Öncelikle kusurlu sürücü ve KTK’daki işleten/araç sahibi sorumluluğu hattı değerlendirilir; devamında olayın özelliklerine göre diğer sorumlulara yönelinir.
Araç mahrumiyet tazminatı sigorta öder mi?
Zorunlu trafik sigortası (ZMSS) bakımından araç mahrumiyet tazminatının ödenip ödenmeyeceği sorusu, teminat kapsamının “doğrudan zarar” ile sınırlı tutulup tutulmadığı noktasında düğümlenir. Uygulamada sigorta şirketlerinin önemli bir bölümü, araçtan yoksun kalma/kullanım mahrumiyeti taleplerini “dolaylı zarar” olarak görüp ödeme dışı bırakmaktadır.
Nitekim ZMSS Genel Şartları’nda teminat dışında kalan haller arasında, “gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi zarar verici olguya bağlı olarak oluşan yansıma veya dolaylı zararlar nedeniyle yöneltilecek tazminat talepleri” açıkça sayılmaktadır. Bu ifade, araç mahrumiyetinin “kira mahrumiyeti” ve genel olarak dolaylı zarar kategorisinde değerlendirilerek sigorta teminatı dışında tutulmasına dayanak yapılır.
Bu nedenle, araç mahrumiyet tazminatı çoğunlukla sigorta şirketinden değil; kazada kusurlu sürücü/işleten/araç sahibinden talep edilir. Buna karşılık aynı kazaya ilişkin onarım bedeli gibi doğrudan maddi zarar kalemleri, ZMSS kapsamında daha tipik biçimde sigortadan talep edilebilir; araç mahrumiyeti ise ayrı bir kalem olarak dışarıda bırakılabilir.
Öte yandan, her somut dosyada talebin niteliği doğru kurulmalıdır. Örneğin gerçekten araç kiralanmış ve kiralama bedeli ödenmişse, bu bedel “fiili gider” olarak ileri sürülse bile, sigortacının bu gideri yine dolaylı zarar sayarak reddetmesi sık rastlanan bir durumdur. Bu noktada uyuşmazlık, çoğu kez kusurlu tarafa yöneltilen tazminat talebi ve ispat üzerinden çözülür.
Kısacası, “sigorta öder mi?” sorusunun genel yanıtı: ZMSS yönünden araç mahrumiyet tazminatı çoğunlukla teminat dışı kabul edildiği için sigorta şirketi tarafından ödenmez; talep genellikle kusurlu tarafa yöneltilir.
Araç mahrumiyet tazminatı kasko öder mi?
Kasko sigortası, zorunlu trafik sigortasından farklı olarak araç sahibinin kendi aracındaki belirli rizikoları teminat altına alan bir sigorta türüdür. Bu nedenle “kasko öder mi?” sorusunda belirleyici olan, poliçenin kapsamı ve genel şartlarda “ek sözleşme” ile teminata dahil edilebilecek hallerin poliçede gerçekten seçilip seçilmediğidir.
Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nda, bazı zararların ancak ek sözleşme ile teminat altına alınabileceği düzenlenmiştir. Bu kapsamda, aracın sigorta kapsamına giren tam veya kısmi bir zarara uğraması nedeniyle tam hasarda tazminat ödenmesine, kısmi hasarda hasarın giderilmesine kadar olan sürede poliçede belirtilen limitle sınırlı olmak üzere “kullanım ve gelir kaybından doğan zararlar”ın ek sözleşmeyle teminat altına alınabileceği ifade edilmektedir.
Başka bir deyişle, kasko poliçesinde “ikame araç”, “kullanım kaybı”, “gelir kaybı” gibi klozlar/ek teminatlar yer alıyorsa, belirli gün ve limitlerle bu zarar karşılanabilir. Ancak poliçede böyle bir ek teminat yoksa, kasko şirketinin araç mahrumiyet tazminatını genel kural olarak kendiliğinden ödemesi beklenmez.
Uygulamada sık görülen bir çözüm, “ikame araç hizmeti”dir: Sigortalıya belirli gün sayısıyla sınırlı bir araç tahsis edilir veya belirli bir bedel/limit dahilinde kiralama desteği sağlanır. Bu hizmet, çoğu zaman “tazminat” gibi algılansa da hukuki olarak poliçedeki teminat/ek hizmet düzenlemelerine dayanır ve kapsamı poliçeden poliçeye değişir.
Sonuç olarak kasko yönünden araç mahrumiyet tazminatı, otomatik ve her poliçede bulunan bir hak değildir; poliçede ek sözleşme ile teminat altına alınmışsa ve koşulları oluşmuşsa ödenebilir. Poliçede böyle bir teminat yoksa, kullanım mahrumiyetinin kusurlu taraftan talebi gündemde kalır.
Araç mahrumiyet tazminatı kaç gün hesaplanır?
Araç mahrumiyet tazminatında gün hesabı, “aracın fiilen serviste kaldığı her gün” şeklinde otomatik bir kabule dayanmaz. Esas ölçüt, onarım için gereken makul süre ile zarar görenin aracı fiilen kullanamadığı zaman aralığının örtüşmesidir. Bu nedenle, gereksiz uzamalar, kişisel tercihler veya onarım dışı beklemeler çoğu zaman tazminata dahil edilmez.
Uygulamada gün hesabı, genellikle servise giriş tarihi ile servisten çıkış/teslim tarihi arasındaki dönemin teknik olarak makul olup olmadığının tartışılmasıyla başlar. Hasarın niteliği, parça temin süreci, işçilik ve boya süreçleri, eksper incelemesi gibi adımların toplamı, onarım için gerekli normal süreyi belirler. Eğer araç, aynı hasar düzeyinde normalde daha kısa sürede teslim edilebilecekken çeşitli sebeplerle uzun süre beklemişse, tazminat “makul süre” ile sınırlanabilir.
Araç pert (tam hasar) ise gün hesabı farklı bir mantıkla ele alınır: Onarım süresi yerine, araç sahibinin muadil bir aracı temin edebilmesi için gerekli makul sürenin değerlendirilmesi gündeme gelebilir. Bu değerlendirme, olayın şartlarına göre değişmekle birlikte, yine “makuliyet” ölçüsüne dayanır ve çoğunlukla bilirkişi görüşü ile somutlaştırılır.
Hâkimin tazminatın kapsamını belirlerken geniş bir takdir alanı bulunur. 6098 sayılı TBK’nın 51. maddesi uyarınca hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini durumun gereğine ve özellikle kusurun ağırlığına göre belirler.
Bu nedenle “kaç gün” sorusunun genel cevabı, her dosyada aynı değildir: Gün sayısı, onarımın makul süresiyle sınırlanır; pert halinde muadil araç teminine ilişkin makul süre gündeme gelir; kusur ve hakkaniyet değerlendirmeleri toplam gün sayısını ve toplam bedeli etkiler.
Araç mahrumiyetinde makul tamir süresi nedir?
Makul tamir süresi, aracın kazadan kaynaklanan hasarının giderilmesi için teknik ve pratik olarak gerekli olan normal onarım süresidir. Bu kavram, “serviste kaldıysa o kadar gün” yaklaşımını frenleyen bir denge unsurudur; çünkü bazı gecikmeler onarımın zorunlu parçası iken bazıları dosya dışı sebeplerle uzayabilir.
Makul süre belirlenirken, öncelikle hasarın mahiyeti (kaporta, mekanik, elektrik/elektronik, boya), değişecek parça sayısı ve bu parçaların temin koşulları dikkate alınır. Yetkili servis yoğunluğu, eksper incelemesinin tamamlanma süreci ve onarımın aşamalı yapılması (örneğin parça gelmeden boyaya girilememesi) gibi unsurlar, teknik gerçeklik içinde değerlendirilebilir.
Öte yandan, yalnızca servisin yoğunluğu veya zarar görenin tercih ettiği serviste sıra beklemesi gibi nedenlerle oluşan gecikmelerin tamamının kusurlu tarafa yüklenmesi her zaman beklenmez. Uygulamada bilirkişi raporları, faturadaki gün sayısıyla bağlı kalmadan, “bu hasar için normalde kaç gün gerekir?” sorusuna yanıt arar. Zararın kapsamı ile süre arasındaki uyum, raporun denetlenebilirliği açısından önemlidir.
Makul süre tartışması, çoğu zaman servis giriş-çıkış kayıtları, ekspertiz raporları ve parça değişim listeleri üzerinden yürür. Zarar görenin, onarımın gereksiz yere uzamaması için makul özen göstermesi de beklenir; aksi halde tazminat hesabı “makul süre” ile sınırlandırılabilir.
Bu noktada ispat ve takdir ilişkisi devreye girer. 6098 sayılı TBK’nın 50. maddesi zarar ve kusurun ispat yükünü zarar görene yükler; ancak zarar miktarı tam ispat edilemiyorsa hâkime hakkaniyete göre belirleme imkânı tanır.
Sonuç olarak makul tamir süresi, tek bir gün standardı değil; aracın hasarı, parça/işçilik gerçekliği ve dosyadaki belgelerle somutlaşan, bilirkişi incelemesiyle netleştirilen bir ölçüdür.
Araç mahrumiyet tazminatı faturasız alınır mı?
Araç mahrumiyet tazminatında “fatura” meselesi iki ayrı talep türünü ayırmak için önemlidir. Birincisi, zarar görenin fiilen araç kiralayıp kira bedeli ödediği durumda, ödediği bedeli “gerçek gider” olarak istemesidir. İkincisi ise, hiç araç kiralamasa dahi, aracını kullanamadığı için “kullanım kaybı” zararının emsal kira bedeli üzerinden hesaplanarak tazmin edilmesidir.
Uygulamada sıkça karşılaşılan durum, zarar görenin araç kiralamaması veya kiralasa bile her zaman tam bir fatura/kontrat sunamamasıdır. Bu halde, araç mahrumiyet tazminatı tamamen ortadan kalkmaz; mahkeme, emsal günlük kiralama bedeli ve makul süre üzerinden zarar hesabı yaptırabilir. Burada amaç, kullanım yoksunluğunu (araç yokluğu) parasal olarak telafi etmektir; fiili kiralama yapılmış olması, talebi kolaylaştıran bir delil olsa da her dosyada zorunlu bir ön koşul gibi değerlendirilmez.
Faturasız talepte ispatın ağırlık merkezi, “aracın kaç gün kullanılamadığı” ve “bu aracın muadilinin günlük kullanım bedeli” noktasına kayar. Servis kayıtları, ekspertiz raporu, fotoğraflar ve piyasa rayiçlerini gösteren bilirkişi tespitleri bu nedenle önem kazanır. Kiralama yapılmadığı halde talep edilen bedel, “emsal kira bedeli” olarak adlandırılsa da, hukuken bir zenginleşme aracı değil; hakkaniyet ve piyasa gerçekliği içinde belirlenen kullanım kaybı karşılığıdır.
Bu çerçevede 6098 sayılı TBK’nın 50. maddesi uyarınca zarar görenin ispat yükü temel kuraldır; ancak zarar miktarı tam ispat edilemiyorsa hâkimin hakkaniyete göre belirleme yapabilmesi, faturasız taleplerde pratik bir kapı açar.
Dolayısıyla “faturasız alınır mı?” sorusunun genel yanıtı: Evet, fiilen kiralama yapılmamış veya fatura sunulamamış olsa da, uygun delillerle makul süre ve emsal bedel üzerinden araç mahrumiyet tazminatı talep edilebilir.
Araç mahrumiyet tazminatında süre sınırı kaç yıl?
Araç mahrumiyet tazminatı, trafik kazası kaynaklı bir maddi tazminat kalemi olduğunda zamanaşımı, hem genel haksız fiil kuralları hem de trafik kazalarına özgü düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilir. Bu noktada ilk bakılacak özel düzenleme, 2918 sayılı KTK’nın 109. maddesidir.
KTK’nın 109. maddesi uyarınca motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak belirli süre içinde zamanaşımına uğrar; ayrıca her halde kaza tarihinden itibaren üst sınır öngörülür. Uygulamada bu sistem, “öğrenmeden itibaren kısa süre + her halde olaydan itibaren uzun süre” şeklinde iki kademeli bir yapı olarak çalışır.
Genel haksız fiil zamanaşımı bakımından ise 6098 sayılı TBK’nın 72. maddesi aynı iki kademeli mantığı benimser: Zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl içinde talep hakkı zamanaşımına uğrar. Trafik kazalarında çoğu kez KTK’daki özel hüküm ile TBK’daki genel hüküm paralel sonuçlar doğurur; ancak hangi hükmün hangi kapsamda uygulanacağı, talebin niteliğine göre ayrıca değerlendirilir.
Bazı hallerde kazaya konu fiil aynı zamanda ceza hukukunu ilgilendiren bir suç oluşturabilir. Bu durumda, ceza zamanaşımı süreleri ve KTK’daki atıf mekanizması nedeniyle daha uzun sürelerin gündeme gelmesi ihtimali bulunur; bu alan somut olayın vasfına göre değişkenlik gösterir.
Bu nedenle pratik öneri şudur: Araç mahrumiyet tazminatı gibi günlük hesap gerektiren kalemlerde, servis süreci biter bitmez deliller tazeyken başvurunun yapılması ve zamanaşımı süresinin geçirilmemesi önemlidir; çünkü süre geçtikçe ispat zayıflayabilir ve talep zamanaşımına uğrayabilir.
Araç mahrumiyet tazminatı hangi kanuna dayanır?
Araç mahrumiyet tazminatı, tek bir maddede “adı yazılı” bir tazminat türü olmaktan ziyade, haksız fiil ve zarar sorumluluğu ilkelerinden türeyen bir kullanım kaybı zarar kalemidir. Bu nedenle dayanak, öncelikle Türk Borçlar Kanunu’ndaki haksız fiil sorumluluğu hükümleridir.
Temel çerçeve 6098 sayılı TBK’nın 49. maddesiyle kurulur. Bu hüküm, kusurlu ve hukuka aykırı fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğunu ifade ederek sorumluluğun kapısını açar. Araç mahrumiyetinde de zarar, aracın belirli süre kullanılamaması nedeniyle doğan malvarlığı eksilmesi olarak ele alınır.
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
Zararın ispatı ve miktarın belirlenmesi bakımından TBK’nın 50. maddesi (ispat yükü ve hâkimin hakkaniyete göre belirleme yetkisi) ve 51. maddesi (tazminatın kapsamı/ödenme biçiminde hâkimin takdiri) uygulamada belirleyici rol oynar. Bu hükümler, özellikle faturasız talep, emsal kira bedeli tespiti ve hakkaniyet indirimleri gibi konularda mahkemelerin dayandığı genel zemini oluşturur.
Trafik kazasına özgü sorumluluk hattı ise 2918 sayılı KTK’nın 85. maddesiyle güçlenir; işletenin hukuki sorumluluğu çerçevesinde zarar görenin sürücü dışında işleten/araç sahibine de yönelebilmesi sağlanır.
Sonuç olarak dayanak “tek bir kanun maddesi” değil; TBK’daki haksız fiil ve tazminat ilkeleri ile KTK’daki işleten sorumluluğu sisteminin birlikte çalışmasıdır.
Araç mahrumiyet tazminatı için arabuluculuk zorunlu mu?
Arabuluculuk bakımından en kritik ayrım, uyuşmazlığın “dava şartı arabuluculuk” kapsamına girip girmediğidir. Türkiye’de dava şartı arabuluculuk, her tazminat talebinde otomatik olarak devreye girmez; kanunun açıkça öngördüğü alanlarda zorunludur. Bu nedenle araç mahrumiyet tazminatında da “kime karşı, hangi sıfatla, hangi uyuşmazlık türü olarak” talepte bulunulduğu belirleyici olur.
Ticari uyuşmazlıklarda dava şartı arabuluculuk, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi uyarınca düzenlenmiştir. Buna göre konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat taleplerinde, ticari davalarda dava açmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı haline gelmiştir. Sigorta şirketine karşı açılacak davaların ticari dava niteliği taşıyabildiği ve para alacağı içerdiği durumlarda, bu düzenleme pratikte önem kazanır.
Arabuluculuğun dava şartı olarak uygulanacağı hallerde, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesi devreye girer ve arabulucuya başvurulmadan dava açılması halinde usulden ret gibi sonuçlar gündeme gelebilir.
Öte yandan, araç mahrumiyet tazminatının doğrudan kusurlu sürücü/işleten/araç sahibine yöneltildiği ve uyuşmazlığın ticari dava niteliği taşımadığı senaryolarda, dava şartı arabuluculuk zorunlu değildir; buna rağmen ihtiyari arabuluculuk her zaman bir seçenek olarak kullanılabilir.
Ayrıca arabuluculuk ile “sigorta şirketine başvuru zorunluluğu” karıştırılmamalıdır. Zorunlu trafik sigortası kapsamında bir talep kuruluyorsa, 2918 sayılı KTK’nın 97. maddesi uyarınca dava/tahkim öncesi sigortacıya yazılı başvuru yapılması ayrıca gündeme gelir; bu, arabuluculuktan farklı bir ön koşuldur.
Ticari araç kazanç kaybı nasıl istenir?
Ticari araçlarda, araç mahrumiyet tazminatı çoğu zaman “kazanç kaybı” (gelir getiren faaliyetin durması) iddiasıyla birlikte gündeme gelir. Burada ilk ayrım şudur: Hususi araçta kullanım kaybı, emsal kiralama bedeli üzerinden giderilmeye çalışılırken; ticari araçta asıl zarar, aracın çalışamaması nedeniyle işletmenin gelir üretememesidir. Bu nedenle talep, yalnızca “ikame araç bedeli” değil, çoğu kez “net kazanç kaybı” hesabına dayanır.
Kazanç kaybı talebinde ispat, hususi araca göre daha ağırdır. Çünkü mahkeme, brüt ciroyu değil, giderler düşüldükten sonra kalan net kazancı esas almak ister. Bu nedenle vergi beyannameleri, fatura/irsaliye kayıtları, günlük sefer kayıtları, SGK bordroları, işletme defterleri ve benzeri mali belgeler önem kazanır. Zarar görenin “bu araç çalışsaydı normal şartlarda şu kadar gelir elde ederdi” iddiası, piyasa ortalaması ve işletmenin geçmiş performansıyla desteklenmelidir.
Süre bakımından ticari kazanç kaybı da makul süre ile sınırlıdır. Yani araç kaç gün çalışamaz hale geldiyse, bu günlerin tamamı otomatik biçimde kazanç kaybına yazılmaz; hasarın niteliğine göre makul onarım/temin süresi belirlenir ve hesap buna göre yapılır. Bu hesaplama genellikle bilirkişi (mali müşavir/ekonomist) incelemesiyle yapılır.
Sigorta boyutunda ise önemli bir sınır vardır: ZMSS Genel Şartları, gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi dolaylı zarar taleplerini teminat dışında saydığından, ticari kazanç kaybı talepleri çoğunlukla sigortacıdan değil kusurlu taraftan istenir.
Av. Muhammet Ali BEYHAN

